7 Mayıs 2024 Salı

 Geçen yıl Spotify'de en çok dinlediğim müzisyen çıkmıştı Sevda Deniz Karali. Yalan da değil. Hüsnü Arıkan ile birlikte  'Gel Buluta Bakalım' şarkısından sonra beğenmiş sonrasında da yakından takip etmiştim kendisini. Tüm Kuşlar, Nara, Hiç Bir Çiçek gibi şarkıları kadar Gözlerin, Döneceksin Diye Söz Ver coverları ile de büyüledi beni. Ukulelesini çalarak ve dingin şarkılarını mırıldanarak bizlere de sakinlik aşıladı. H.Arıkan ile konserini kaçırmıştım ama Kadıköy Sahne'deki konserini izleme şansı buldum geçtiğimiz hafta. Seyircilerinden daha heyecanlıydı ve bir kadar neşeli, güzel. Arkadaşlarının, ailesinin ve onu dinlemek için gelen hayranlarının yanında oldukça samimi bir konser verdi. Gitarıyla kendisine Seda Savaş eşlik etti. O da Deniz kadar iyiydi doğrusu. 


 Epeydir gitmek istediğim bir oyundu Kızlar ve Oğlanlar. Oyun Dünya prömiyerini yaptıktan bir süre sonra Craft Tiyatro da Bergüzar Korel'in oyunculuğuyla sahneye konmuştu. Aralık 2022 tarihinde de Oyun Atölyesi tarafından yorumlandı. Beni oyuna çeken ise oyuncunun ta kendisiydi. Özlem Zeynep Dinsel. Salona giren seyirciler onu sade bir sahnenin ortasında koltukta otururken görüyor.85 dakika boyunca pek çok duygunun içine sokup çıkarıyor. Güç dengelerinin değişmesiyle birlikte çok yakından tanıdığımız, güvendiğimiz insanın bambaşka birine dönüşmesini anlatıyor her türlü gerçekliği ve korkunçluğuyla. İstatistikler şiddeti erkeğin var ettiğinin bir kanıtı adeta. 've o an tam o an her şeyi yanlış anladığı mı fark ettim. Tamamen tek kelimeyle yanlış anladığımı' 

Geçen yıl kazanılan Afife Jale ödülü sonuna kadar hak edilmiş. Böylesi zorlu bir metnin altından ancak güçlü bir oyunculukla kalkılabilirdi. 


https://www.oyunatolyesi.com/kizlar-ve-oglanlar

Gabriel Garcia Marquez'in neredeyse ölümünden 10 yıl sonra kitaplaştırılan ve dünyayla aynı anda dilimize çevrilen kitabı ' Ağustosta Görüşürüz' hem sürprizle hem de tartışmalarla okurun karşısına çıktı. Nedeni yazarın kitap için basılmasına izin vermemiş olması. En önemli eseri Yüzyıllık Yalnızlık da yazarın uyarlanmasını istemediğini belirtmesine rağmen kısa süre sonra dizi olarak ekranlarda olacak. Kitaba dönecek olursak kaybettiği annesini onun isteğiyle adaya gömen ve yılın her ağustos ayında ziyarete gelen Ana Magdela'nın mutlu giden hayatına, evliliğine, çocuklarına rağmen her gelişinde bir gecelik sevgili edinmesini okuyoruz. Pişmanlık, aşk, özgürlük üzerine düşündürüyor okuru. Gabo'nun o güzel yazım dilini özlediğimi fark ettim okurken. Kitabı aman aman beğenmesem de bu dilin, anlatımın beni sürüklediğini söyleyebilirim. 


Haftanın şarkısı Dolu Kadehi Ters Tut ve Can Ozan'ın birlikte seslendirdikleri Ölene Dek.



28 Nisan 2024 Pazar

Türkiye'nin ilk tam kapsamlı Dijital Deneyim Müzesi'ne gitme fırsatı bulduk ailecek. Teknoloji ve sanatın uyumu çok etkileyiciydi. Geleneksel müze anlayışından öte interaktif uygulamalar, yapay zeka, dokunmatik ekranlar seyircinin etkileşimini arttıran unsurlardı. Oğlumuz için gitmiş olsak da tüm katılımcılar için farklı ve güzel deneyim sunduğunu gördük. İBB 'nin öncülüğüyle çağdaş ve yenilikçi bu müze Şubat 2024'de açıldı. Çıkışta İstanbul Kitapçısı'na uğramak, bir kahve içmek  keyfi daha da arttırmakta. Her gün 09.00  18.00 saatleri arasında ziyarete açık. 


Hemen yakınında yer alan Miniatürk'e uğramadan dönmek olmazdı. Kısa bir Türkiye turu olarak tanımlanması çok yerinde. 400 yıllık tarihin 1/87 oranında küçültülmüş modellerini görüyoruz. İstanbul'dan 60 Anadolu'dan 63 eser yer alıyor. Her gün ziyarete açık.


https://www.passo.com.tr/en/event-group/miniaturk-istanbul-muzeleri/137613

Shakespeare'nin 'Bir Yaz Gecesi Rüyası' isimli oyunundan uyarlanan 'Bir Gece Masalı' adlı çocuk oyununu Gazhane Sevda Şener sahnesinde izledik. Arkadaşlık vurgusu yapan bu oyunda dekor, oyunculuklar yine güzeldi. Ben diğer oyunlar kadar iyi bulmasam da çocuklar fazlaca katılım gösterdi, bol bol güldü.


https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/oyun/bir-gece-masali

Aynı gün bir de yetişkin oyunu izledim. Alan Kadıköy'de tabii ki. Uğur Kanbay'a ve sergilediği Eylül oyununa dair çok iyi yorumlar okudum ve listemdeydi. Nihayetinde izleme şansı buldum. İyi ki de bulmuşum. Bu çarpıcı metni de kendisi yazmış oyuncu. Gerçek bir hikaye.28 yaşında trans bir kadın olan Eylül anlatıyor biz izliyoruz. Ailesinden, aşık olduğu adama, askerlik muayenesinden, nasıl buralara geldiğine, yalnızlığına, kahkahasına, acısına, zorlu hayatına yakından bakıyoruz. Öyle nefis bir oyunculuk sergiliyor ki Uğur Kanbay ben karşımda gerçek bir Eylül gördüm. Bir transın hayatının aslında bildiğimizden, tahmin edebileceğimizden de zor olduğunu tokat yemiş gibi öğreniyoruz. Seyirciyle kurduğu diyaloglarla gülüp Eylül'in hayatıyla, yaşadıklarıyla şaşırdık, utandık, acı çektik. 2 perde 110 dakikalık oyun tek kelimeyle müthişti diyebilirim.


https://tiyatrolar.com.tr/tiyatro/eylul

Miras kitabının hemen ardından Vigdis Hjorth'un Türkçeye çevrilen son kitabı Postane Günlükleri'ni okudum. Varoluşçu bir metin diyebiliriz. Günümüz insanının yalnızlığına, yabancılaşmasına dair bir roman. Rutinlerin sıkıcılığı, gelecek kaygıları kahramanımız Ellinor'un dünyasında boy gösteriyor. 'Peki bu dünyayı yıkmak daha mutlu bir dünya yapmak mümkün mü' 'Hayata anlam katma çabası ne kadar değerli. Konu çok güzel, bir önceki kitaba göre umutlu da ama ben etkilenmedim. Miras kadar iyi bulmadığımdan belki de. Anlatımı biraz dağınık buldum ya da ben hakimiyet kuramadım bilmiyorum ama bildiğim şu ki Norveç edebiyatından bir yazar tanıyıp iki kitabını okumuş olmaktan ötürü mutluyum. 


Bu haftanın şarkısı Jim Croce'dan Time in a Bottle. 

Eğer zamanı bir şişenin içinde saklayabilseydim...






16 Nisan 2024 Salı

Çemberin Anası ve Kalabalık Duası' nı izlediysem Bir Terennüm' ü de izlemem kaçınılmazdı. Çünkü neden; Tolga İskit. O önemli bir etken ama tek neden değil. Oyuna ilişkin okuduklarım, bir diğer oyuncu İpek Türktan' ın övülen oyunculuğu ( ki oyunu izlememden kısa bir süre önce Direklerarası Seyirci  Ödülleri Kadın Oyuncu ödülünü aldı) yönetmenin Gülhan Kadim olması, ( yılın yönetmen ödülüne layık görüldü kendileri ) Nuri Bilge Ceylan'ın oyunu  izlemesi merak uyandırmadı değil. Son zamanlar en çok tiyatro izlediğim iki sahne var. Biri Kadıköy Boa bir diğeri de Alan Kadıköy. İkisini de seviyorum ama Alan'ı daha çok. Bu oyun için de oradaydım. Erkenden alınca güzel de bir yerden izleme şansım oldu. İsmiyle müsemma bir oyun. Tam bir terennüm. İki farklı zamanda İstanbul'da sokağa çıkma yasağının yaşandığı Çamlıca'da bir evin salonundayız. Zamanlar ve roller hızla değişiyor ve iki oyuncu maharetlerini en çok da  burada öyle güzel sergiliyor. Bir ailenin sırları çıkarken ortaya arka planda toplumsal olaylar da eşlik ediyor hikayeye. Oyuncuların beden diliyle değişim yaşanıyor. Kostüm, dekor değişmeden. Işığın güçlü etkisi var burada. Tek Kullanımlık Hikaye' de keyifle izlediğim İsmail Sağır burada ışık tasarımla gösteriyor kendini. Hafıza kaybı yaşayan dede ve babaannenin torunlarıyla olan diyaloglarına şahit oluyoruz. Nağmeler oyun boyunca kulaklarımızda. İpek Türktan ne de güzel söylüyor. Oya gibi işlenmiş diyebilirim. Her şey sadelikle ve kararınca uyumlu. Dekoru, kostümü. Çok zarif, sıcacık bir oyun izledik. İki oyuncuyu  çok iyi bulsam da bu kez İpek Hanım daha öndeydi benim için. 


https://tiyatrolar.com.tr/tiyatro/bir-terennum

Haftanın bir diğer sanatsal etkinliğiyse konserdi. Her yılın nisan ayında İngiltere'den gelen arkadaşımla Moda'da buluşma geleneğimizi bu yıl konserle taçlandırdık. Hem de ikimizin de severek dinlediği Cenk Taner ile. Moda Sahnesi'nde akustik bir konser dinledik. Yıllar önce de yine Kadıköy'de bir sahnede dinlemiştim. Özlemişim. Canay Cengen gitarıyla eşlik etti. Cihan Mürtezaoğlu ve Kayra da  konuk sanatçılardı. Kayra'yı ilk kez dinledim ve çok beğendim. Farklı tarzların güzel bir uyumu oldu. Keyifli bir konserdi. 


Miras Norveç edebiyatından bir roman. Vigdis Hijorth yazarı. Ülkede ve çevrildiği dillerde ses getiren, tartışılan bir kitap. 'İnsan ailesini seçemez ama hikayesini anlatmayı seçebilir. ' Her şey babanın ölümüyle başlıyor ve bir kuyunun derinliklerine dalar gibi dalıyoruz. .Karanlık, ürkütücü, yalnızlık hissiyatlarıyla. Bir mirasla aralanır hikayenin sayfaları. Ailenin, yakınların açtığı yaralar, travmalar saçılır çok geçmeden. Bir sır etrafında kahramanımızın yaşamını koruma çabasını görürüz. Gerçek ve okuması bile gerginlik yaratan bir kitap olduğunu belirtmeli. Travma tetikleyici olabilir. Böylesi ağır, travmatik konu cesurca, ajite edilmeden, serinkanlılıkla anlatılmış. Yazar en politik kitabım diyor Miras için. 

'Bir kapı yoktu. Kendi içimde kilitli kalmıştım ben. ' Çarpıcı bir roman. Yazarın edebi dili kadar çevirmen Dilek Başak'ın başarısını da not düşmeli. Siren Kitap'tan çıktı. 


Haftanın şarkısı son albümleriyle tüm şarkılarını beğendiğim Adamlar'dan geliyor. Dal.

Dal kırılır en ince yerinde

Daldı rüyaya gelince derinden

Dal, dal

Bak içeride neler var.



30 Mart 2024 Cumartesi

Geçen hafta üç tiyatro izleme şansı yakaladım. İkisi yetişkin biri çocuk tiyatrosu. 'Çemberin Anası' oyununda izlerken Tolga İskit'ten gözlerimi alamadığımı burada yazmıştım. Hemen oynadığı oyunlara göz attım ve Kalabalık Duası oyununa bilet aldım. Fiziksel Tiyatro Araştırmaları oyunu Kalabalık Duası'nın yazarı Volkan Çıkıntıoğlu. O nasıl bir metin demek isterim kendisine. Etkilenmemek mümkün değil. Yönetmen de Güray Dinçol. Işığından, müziklerine, oyunculuktan kostüm tasarımına kadar her şeyi birbiriyle uyumlu buldum. Kadıköy Boa Sahnesinde izlediğim bu oyun için tek kişilik demek  ne kadar doğru bilemedim, pek çok kişiye büründükçe Tolga İskit. İstanbul'un bir yerinden bir başka yerine uçuyoruz adeta. Gizem dolu bir yolculuk bu absürt ve eğlenceyle harmanlanmış. Meddahlık da var. İzlerken kendimi İhsan Oktay Anar'ın Puslu Kıtalar Atlası kitabında gibi hissettim sonradan benzer yorumlar okuyunca çok mutlu oldum bu ortak duygudan. Onun masalsı kitaplarında nasıl güzel salınıyorsam aynı o hisle izledim tüm oyunu. Büyülendim dur durak bilmeyen oyunculuk karşısında.

Nasıl güzel bir hikaye anlatıcılığıydı. Bu sezon izlediklerim arasında en iyilerden oldu diyebilirim rahatlıkla.

'Sen anlattıkça oldu bu dünya, sen yoksan o da yok.

Hikayen varsa yaşarsın, hikayen yok, sen de yok. '


https://tiyatrolar.com.tr/tiyatro/kalabalik-duasi

İkinci oyunu da bir kaç gün arayla aynı sahnede izledim. Istırap Korosu. Bam İstanbul tarafından sahneye konulan Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun kaleme aldığı tanıdık bir hikaye. Seda Türkmen ve Deniz Karaoğlu oynuyor. Seda'yı Hakikat Elbet Bir Gün oyununda izleyip beğenmiştim. İki oyuncuyu da oldukça doğal ve iyi buldum. Seda'yı biraz daha iyi. Yazarın bir başka oyunu olan Toz'da  oyuncuyu oturttuğu ama metinle geniş bir oyunculuk alanı sunduğunu görmüştüm. Burada da aynı şey vardı. İstanbul'da eski bir apartman ve içinde yaşayan komşuların dertleri, yaşantıları. Ülke bir apartmana sığmış diyebiliriz. Bir çok karakter vardı ama hiç bu da hangisiydi dedirtmedi, geçişler çok iyiydi. Oyuncuların uyumu güzeldi. Bir ara koptular, güldüler ama o bile çok tatlıydı, sırıtmadı hiç. Çok yüksek tonda gitmesi beni biraz yordu diyebilirim. Sürekli bir bağırış vardı. Nefisti diyemem kendi adıma ama beğendiğim bir oyun oldu. İzlediğim için mutluyum. Son cümle olarak yönetmen yardımcılarından biri olan, salona o güzel sesi ve müziğiyle tatlılık katan Sevda Deniz Karali'yi duymak görmek de güzeldi. 



https://biletinial.com/tr-tr/tiyatro/istirap-korosu-boa

Haftanın son oyunu Akasya Aslıtürkmen'in anlatımı, ünlü piyanist, orkestra şefi ve opera bestecisi Bujor Hoinic şefliğinde Pinokyo'yu izledik ailecek. Cemal Reşit Rey'de orkestra eşliğinde bu müzikali izleyebilmiş olmak çok keyifliydi. Finalde sahneye çıkan sürpriz konuk kedi de sadece çocukları değil biz yetişkinleri de güldürdü.


Hasan Hüseyin Korkmazgil'in Haziranda Ölmek Zor ve Ayhan Geçgin'den Dünyalar Arasında kitaplarını okudum. Biri şiir diğeri romandı.

 'Bireyin geçmişin dehlizlerinden bugüne dek yaşadığı bunalımları aksak bir zihinle anlatıyor.' çok yerinde bir tanımlama Dünyalar Arasında için. Uzun Yürüyüş kitabından aşina olduğumuz coğrafyada geçiyor bu roman da. Açıkça orasıdır demiyorsa da biz okurlar anlıyoruz. 

'Burası deyip duruyorum ama burası neresi? ' 

H.Hüseyin'in dizeleri ahenkli, dans ediyor adeta. Bundandır ki pek çoğu şarkı olmuş, türkü olmuş. Zor yaşam koşulları da var şiirlerinde aşk da kavga da. Tıpkı kendi yaşam hikayesi gibi. Bu şiir kitabına ad veren şiiri belki de sömürüyü anlatan, alın terine vurgu yapan en iyi şiir. Aynı şiirde Nazım da geçiyor ( hem de ne geçmek) anısına ithaf edilen O.Kemal de asılanlar da. 

'Bu insanlar niçin böyle yarınsız

bu niçinler niçin böyle yanıtsız? '



Haftanın şarkısı Lenny Kravıtz'den Human.



21 Mart 2024 Perşembe

Geçen yıl en çok dinlediğim müzisyenlerin başında geliyordu Tunç Aydoğmuş. Eşimin ilk dinletmesiyle ( Güneş Hanım) sesine, müziğine vuruldum. Sıra sıra gelen şarkılar ve albümle hayranlığım git gide arttı. Haliyle konser için yol gözler oldum diğer dinleyicileri gibi. Neyse ki o gün geldi ve Eskişehir dışına çıkmaya başladı T.Aydoğmuş ve birlikte müzik yaptığı ekip Taco Band. Kadıköy'de Wall Sahne'de dinledik. Kendi parçaları kadar bazı tatlı coverlarla konser daha da renklendi. (Misal o günden beri playlistimizde Ersan Erdura ve Acılar Sürekli Olamaz parçası var. ) Günlerce dilimde şarkıları mırıldandım durdum. Ne güzeldi. 



Savaş Dinçel, Üstün Akmen gibi tiyatro ödüllerinin sahibi bir oyunu ve oyuncuyu izleme şansım oldu geçtiğimiz hafta. Federico Garcia Lorca'nın 'Bernarda Alba'nın Evi' eserini Pelin Temur uyarlamasıyla Özge Aslan'dan izledim. Uyarlama ama bir yandan da yeni bir metin. Bernarda'nın ev içinde ilan ettiği yas ve baskıcı bir idare var. Ö.Aslan beş karaktere hayat veriyor oyunda. Oldukça etkileyici bir performansı var oyuncunun. Bu oyun için bestelenen müzikler flamenko tarzı bir alt yapıya sahip. Bir yandan dans ediyor bir yandan şarkı söylüyor aynı zamanda beş karaktere bürünüyor Özge. Kadına uygulanan cinsiyetçi baskı ön planda eserde. Tek tek bakınca her şey iyi hoş ama bende yarattığı izlenim ne yazık ki çok da iyi değildi. Beğenmedim diyemem ama çok da etkilendim mi? Hayır. Bunun nedenlerini uzun uzun düşündüm oyun sonrası. Tiyatroda epeydir oldukça yalın ve doğal oyunculuklar izliyorum ( çoğunlukla da beklentim bu yönde) sanırım fazla 'teatral' buldum. Eserin çıkış noktası da bu şekilde ama özgürlüğün hele ki cinsel özgürlüğün sığ ele alınışı hoşuma gitmiyor. Sıkmayalım derken güldürme telaşı, seyirciyle gerekli gereksiz iletişim. Belki de haksızlık ediyorum ama hissettirdikleri bu yöndeydi. ( Sonrasında izlediğim bir başka oyunda da seyirciyle yakınlık vardı, epey güldük ama o oyuna bunları diyemiyorum mesela) 


https://tiyatrolar.com.tr/tiyatro/bernarda-1

Şiir ve arkadaşlık ne güzel, iç ısıtan iki kelime. Yan yana gelince hele Haydar Ergülen gibi bir kalemin elinden kitaba dönüşünce ancak bu kadar güzel bir kitaba dönüşür. Şiir sevenler, şairlerini de ondan ayrı tutmayanlar, bir de o şairlerin birbirleriyle dostluklarına tanıklık etmek isteyenler beğenecektir. Edip ile Turgut var mesela Ataol ve İsmet, Onur ve Uslu dahası.

'Arkadaşlık kahramanlık gibi bir şeydi işte. Arkadaş olunca kahraman da olurdu insan, kahramanlarsa zaten arkadaştı. '



'Koyu' son zamanlarda dinlemeyi sevdiklerimden. Son şarkısı da yine çok tatlı. Belkiler..Sevgiler.








5 Mart 2024 Salı

 Benim için geçen senenin favori tiyatro topluluğu Tiyatro Hemhal'di. Sanırım bu sene de yıllardır güzel oyunlara imza atan Kumbaracı50. Geçtiğimiz aylarda izlediğim 'Tek Kullanımlık Hikaye' den sonra izlemeyi istediğim bir diğer oyunlarına gitme şansı yakaladım geçen hafta. Çemberin Anası'na. Oyun metninde belirtildiği gibi tam da; yenilmişlere ve susturulmuşlara adanmış tuhaf bir hikaye. Babil'de kendini kraliçe ilan eden ve çember adı verdiği yeraltı gettosunda neşeyle hüküm süren Semiramis Babil Kulesi'nin yıkıldığı gece çemberdeki halkını ve ailesini koruyabileceğini düşünüyor fakat asıl tehlikeyi unutuyor, yüzleşilmemiş günahları. Pek çok ödüle hak kazanmış olması sebepsiz değil metniyle, oyunculuklarıyla, kostümleriyle göz dolduruyor oyun. Ben bunları sevmiş olmakla beraber sanırım en çok koreografiden etkilendim. Danslar, oyuncuların birbirleri arasındaki uyum çok başarılıydı. Tüm oyuncuları beğensem de Tolga İskit'ten gözümü ayıramadım. Tüm ekibin birlikte güzel işler yaptığı Kumracı50'den oyunlar izlemeye devam. 


https://kumbaraci50.com/online-bilet?tid=7331


İzlediğim(iz) bir diğer oyun ise Fındıkkıran adında müzikli çocuk oyunu. Müzikal demek daha yerinde olur. Şehir Tiyatroları'ndan güzel çocuk oyunları seçip izlemeyi ailecek çok seviyoruz. Kostümlerden, sürekli değişen dekorlardan büyülendik, en az çocuklar kadar. Hele bir yerde devasa renkli pasta büyüleyiciydi. 
Pat Pat Patara'dan sonra yine yönetmen olarak karşımıza Lerzan Pamir çıkıyor bu oyunda da. Clara adında bir çocuğun yılbaşı gecesi kendisine hediye olarak verilen oyuncak fındıkkıranıyla kurduğu özel bağ, gerçek ve hayal arasında yaşanılanlar keyifle aktarılmış.1880'lerden günümüze kadar gelen ve en popüler bale olan Fındıkkıran fantastik hikayesiyle sahneye taşınmış. Yine Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde izledik. 






İBB Kültür'ün ülke ve şehrin kültür hayatına kazandırdıkları çok değerli. Onlardan biri de Feshane oldu. Yenilendi ve güzel çehresiyle bizlere sunuldu. Haliç'in kenarında deniz manzarasıyla sergi salonları, etkileyici kütüphanesi, atölyesi, kafesi oldukça şık. İstanbul'un kamusal alandaki en büyük kültür ve sanat mekanı olan Artİstanbul'da konserler, söyleşiler, atölye ve sergiler yer almakta. Dünyanın en çok ziyaret edilen müzelerinden Tate'in özel seçkisiyle Dinamik Göz ve Kinetik Sanatın Ötesinde koleksiyonu sergileniyor. ( 19 Mayıs'a kadar gezilebilir) 
Etkileyici bu sergiyi ve Feshane'yi görmek adına yaptığım sanatsal geziyi çok sevdim.
 




Son olarak haftanın beğenerek dinlediğim şarkısını da iliştireyim. Sanatla..






25 Şubat 2024 Pazar

 Dostoyevski dendi mi Karamazov Kardeşler, Suç ve Ceza, Yeraltından Notlar ilk akla gelen eserleri olur. Öteki diğer eserleri arasında da biraz öteki sanki. Yazıldığı dönem çok eleştiri almış, beğenilmemiş kitap. Ben yıllar önce okuduğumda çok beğenmiştim. Bir gün kendisine tıpatıp benzeyen biriyle karşılaşan Golyakdin adlı kişinin başından geçenleri, travmaları anlatır Öteki. Parçalanmış bilinç, kişilik bölünmesiyle akıl hastalığına, deliliğe doğru ilerler kahramanımız. Fiziken tıpatıp benzeyen ama aslında karakter olarak tam tersi, en nefret ettiği özelliklere sahip üstelik bu özellikleriyle kendinden çok önce hedeflerine ulaşan  birisi benzeri. Burada söz etme nedenim ise kitap değil onun sahneye taşınmış olması. Bunu yapansa sinema filmleriyle başarılara da imza atan  Emin Alper. Tepenin Ardı'yla oldu benim tanışmam. Ardından Abluka, Kız Kardeşler ve en son Kurak Günler ( Bunlar benim izleyip sevdiklerim. Bu filmler dışında ilk filmi Mektup ve platformlar için yapılmış Alef ve Arayış var.) Tiyatro da yönetmenlik yapacağı yetmemiş gibi bir de Öteki'yi seçmiş olması bile heyecanlanmama yeterdi. Cem Yiğit Üzümoğlu ve Erdem Şenocak'ı görünce sevindiğimi de itiraf etmeliyim. ( kabul Erdem'i görünce daha da çok. ) Bu iki oyuncu dışında Derya Karadaş ve Gökhan Yıkılkan da yer alıyor. Golyakdin Erdem karşılaştığı benzeri ise Cem Yiğit. Oldukça güzel senkronize olmuşlar. Aralarındaki uyum sekmeyen oyun yaratmış. Sahnenin kullanılış şeklini, dekoru, ışıkları sevdim. Kitaptan unuttuğumu sandığım bir çok yeri gözümün önüne getirdi bazı bölümler. Mesela sokak lambası altında karşılaşma. Dostoyevski sahneye uyarlanacak gülerek izleyeceksin deseler inanmazdım herhalde. Öte yandan gerilimi de hissettik. Derya Kabadaş'ı izlerken mutsuz oldum. Bir dizisindeki oyunculuğunun aynısını sergilemişti. Ya da benim hissettiğim buydu. Konuşma şekli, mimikler vs. 

İyi bir uyarlamaydı, oyunculuklar ve teknik olarak tatmin ediciydi, izlemiş olmaktan mutluyum ama oyundan çok sevdim hissiyle de çıkmadım ne yazık ki.

https://tiyatrolar.com.tr/tiyatro/oteki-1

Bir aradığını bulamama durumunu da son okuduğum kitapta yaşadım. Yazar Murathan Mungan olunca beklentimizi nasıl düşük tutabiliriz biz okurlar. Onun Türk Edebiyatına kazandırdıkları bize hak verir nitelikte. Son kitabı 995 km adında roman. Metis Yayınlarından. Edebiyatımızda pek görmediğimiz bir baş karakterin peşinde ilerliyoruz. Yakın geçmişe dair pek çok siyasi olay, cinayetler görüyoruz sayfa aralarında. 90'lı yıllarda olup bitenlere aşinaysanız kitapta bahsi geçenleri tanımakta hatırlamakta zorlanmazsınız. Faili meçhuller, devlet-Hizbullah ilişkisi apaçık anlatılmış. Yazarın İslami örgüt içindeki argümanlara, yapılanmalara ilişkin hakimiyetine hayran kaldım. Gelgelelim yazarın (benim okuduklarım arasında) edebi yönü en zayıf kitabı oldu. Tarihe not düşmek adına yazılmış belli ki  ( ki bu noktada çok değerli)  ama bu edebi yönüne engel mi diye düşünmeden de edemiyorum. Sonunu beğenmedim, kapak tasarımını aynı şekilde


 

Tunç Şahin bu sezon beğenerek izlediğim Canavar adlı tiyatro oyunun yönetmeni. Misafir Odası ilk podcast işi. Arkası yarın tatlılığında bir podcast dizisi denilebilir. İlk bölümü yayınlanır yayınlanmaz izledim. Çok sevimli. Aslı İnaldık ve izlemekten çok keyif aldığım bir isim olan  Güven Murat Akpınar vardı ilk bölümde. İleriki bölümlerde Derya Alabora, Serkan Keskin de olacak. Şahane değil de ne? 


https://podcasts.apple.com/us/podcast/misafir-odas%C4%B1/id1730988120


Şiir seviyorum, şiir üzerine yapılan şarkılara daha çok dikkat kesiliyorum. Bir de mevzu Hüsnü Arkan ise nasıl dinlemeden bile mutluluk duyar insan? Hele bir de dinleyince. Yirmili yaşlarında şiirler üzerine yazdığı şarkıları bir albümde topladı. Kendisine klasik müzik piyanisti Dengi Ceyhan da eşlik etmiş. İyi ki de etmiş. 


Harbe giden sarı saçlı çocuk 

Yine böyle güzel dön;

Dudaklarında deniz kokusu

Kirpiklerinde tuz

Harbe giden sarı saçlı çocuk.

O.Veli Kanık


15 Şubat 2024 Perşembe

Berkay Ateş son dönemde izlemekten keyif aldığım, oyunculuğu ve duruşuyla takdir ettiğim bir isim. Onu Tiyatro D22 'nin oyunu olan, pek çok ödül alan ve hala sahnelenen 'Hakikat Elbet Bir Gün ' ile sahnede izledim ilk. Diğer ekip arkadaşları gibi etkileyici oyunculuğu kadar metnin yazarı olarak da beğenmiştim. Görülmüştür, Karanlık Gece gibi sinema filmlerinde, Magarsus dizisinde izlediğimde de sonuç hep aynı yere vardı; çok iyi bir oyuncu ve kesinlikle kaliteli işlerin içinde. ( Sinemaya da tiyatroya olduğu kadar yakışıyor.) 

Bundandır ki aynı tiyatro topluluğunun yeni oyunu 'Uykusuz Bir Rüya Salim' in ilgimi çekmemesi mümkün değildi. B.Ateş 'ın yazıp oynadığı Yiğit Sertdemir'in yönettiği oyun kısa süre içinde izlenmeliydi. Neyse ki  istediğim gibi oldu ve Alan Kadıköy'de izleme şansı yakaladım. Salim'in hikayesini izliyoruz tek bir sandalyenin olduğunu sandığımız sahnenin üzerinde. Gölgesiyle bile oyunculuk sergileyeceğinden, dur durak bilmeksizin duygudan duyguya, olaydan olaya bizi de peşi sıra sürükleyeceğinden habersiziz.

İstanbul'a gelen Salim'in yaşadığı zorluklar (hatta sadece kendisinin değil bir ailenin, bir toplumun da hayatı ) mücadelesi, kanıtlayamadıkları seriliyor gözümüzün önüne. Dolayısıyla pek çok kişinin hayatı, çaresizliği Salim'in hayatı. 

' Keşke mi daha zordur kader mi? '

Anne ve babası, dört yaşında ölen ablası, amcası, yengesi var oyunda yürekli iki arkadaşı Kıvılcım ve Gökhan var. Kebap seven komiser, kebapçının yamağı Orhan, gözaltı otobüsleri, poşetlerin içinde cesetler, vicdanlar, anlatılamayanlar. Hepsinin ortasında da bir Salim var. Öylesine sıkışmış. 

Y.Sertdemir oyunun yönetmeni olduğu kadar adeta bir oyuncuydu dedirten ışıkta da çıkıyor karşımıza, üç ışık kaynağıyla. Afişi, müzikleri de oldukça iyiydi.

Her açıdan çok beğendiğim, sarsıcı bir oyun oldu.




Büyük Ev Ablukada konserini izledim Ses Tiyatrosu'nda. Yeni albümleri Defansif Dizaynla bir dizi konserleri oluyor grubun. Bir kısmı benim de izlediğim gibi akustik bir kısmı daha şov ağırlıklı. Mekan da çok uygundu bu konser için. Eğlenceli, interaktif, doğal ve samimi bir konser oldu. 


https://www.buyukevablukada.com/


Nilay Örnek'in Nasıl Olunur podcast serisinde izlerken çok mutlu olduğum birini dinledim bu kez. Serkan Keskin'i. Sinema, tiyatro, müzik, yönetmenlik..ne ararsanız var. Hem de hepsini layıkıyla yapan biri o. Oyunculuğa başlamasından Semaver Kumpanya'ya, Işıl Kasapoğlu'yla yakınlığından müzik grupları Leyla The Band ve Barabarar'a, sayısız oyunundan ( Cimri, Dünyada Karşılaşmış Gibi, Nasrettin Hoca vs.) dalış ve yemek tutkusuna pek çok şey hakkında keyifle yapılan bir sohbetti.

https://open.spotify.com/episode/4Msp8LoPo2AjilVqJ482Ka

Ülkenin önde gelen gruplarından Kargo'ya saygı albümü Yarına Kalan Şarkılar serisinin ilk kısmı yayınlandı. Pek çok iyi müzisyen sevilen Kargo şarkılarını kendi tarzlarıyla yorumlamışlar. Genel olarak güzel buldum. En beğendiğimse Yıllar Sonra şarkısını reggae tarzıyla söyleyen Buray oldu.





3 Şubat 2024 Cumartesi

Nermin Yıldırım'ın Bavula Sığmayan adındaki son kitabını okuyup sevmiştim. Kitap Aile Yalanları adında üç bölümden oluşan bir novellayla başlıyor. İç burkan ama yanı sıra güldürerek aile kavramını, bir nevi hesaplaşmayı ele alıyordu. İşte bu novella tiyatro sahnesinde. Yine yazarımızın uyarlaması, Hakan Emre Ünal'ın yönetmenliği ve tesadüf bu ya yıllar sonra tiyatro sahnesine dönen üç ismin; Melisa Sözen, Ülkü Duru ve Müfit Kayacan'ın oyunculuğuyla sahneye taşındı.

Ailenin kızı Belgin anne Müzeyyen ve baba Kamuran'ın aynı olaylar karşısındaki farklı bakış açılarına ve duygularına şahit oluyoruz. Onları yakından izlediğimizde daha çok anlıyoruz. Pek çok kişi kendinden, ailesinden izler de bulacaktır eminim. İletişimsizliğin ne büyük dert olduğunu, aile gibi en sıcak adlandırılan yapıda dahi sorunları doğurduğunu ve hatta buradan yol aldığını görmek mümkün.

Oyuncular ara verdikleri zamanın acısını çıkarıyorlardı adeta. Ülkü Duru'yu yıllar önce DT izlediğimde çok etkilenmiştim. Aynı güzellikteydi. Melisa Sözen tiyatro sahnesine de çok yakışmış diye düşündüm oyun boyu. Müfit Kayacan ne büyük enerjiye sahipti öyle ve hepsinin birlikteliği güzel bir oyun çıkarmış ortaya. Işık oyunları ön plandaydı ve başarılıydı. 

Hem kendimiz olup hem sevebilecek miyiz birbirimizi?


https://tiyatrolar.com.tr/tiyatro/aile-yalanlari-1

Haftanın bir başka oyunu müzikli çocuk oyunuydu. Pat Pat Patara. Yekta Kopan'ın yazdığı Lerzan Pamir'in yönettiği bu tatlı oyunu İş Sanat Sahnesinde izledik, ailecek. Sömestr dönemine denk gelen  oyunun ilk gösterimini yakaladığımız için bitimindeki coşkuya da ortak olduk. Geçen sene yine aynı sahnede ve aynı yazardan Robot Pinokyo'yu izlemiştik. Aynı şekilde orkestra vardı bu oyunda da. Özge Fışkın başroldeydi, şarkılar dinleyebildik kendisinden. Patara Antik kentinde geçen oyun çocukları ve tüm seyircileri maceraya davet ediyordu, içinde geçen bilmeceyi çözmeye çalışarak. Meraklandık, bilgilendik ve eğlendik. 



Sevgi Soysal'ın Yürümek kitabını okuyup bitirdim en son. 12 Mart edebiyatı denildiğinde ilk akla gelen yazar kendisi. Yazdıklarında siyasi duruşunu, feminizmini de bulmak mümkün. Önsüzünde Ömer Türkeş'in de belirttiği gibi Mehmet ve Ela'nın aynı zaman diliminde ayrı mekanlarda çocukluktan yetişkinliğe geçişleri ve rastlantıyla karşılaşmalarından doğan aşklarını içeriyor. Bireyin iç dünyası, cinselliğe olan yabancılık, dar zihniyetler öte yandan karşı duranların düşünce dünyasına davet ediyor okuru. 




Son günlerin en güzel ve enerji veren şarkısı benim için bu. 




16 Ocak 2024 Salı

Zeki Demirkubuz'un filmi Hayat'ı çok zamandır bekliyorduk. ( Son filmi 2016 yılındaydı) Aynı ismi taşıyan fotoğraf sergisini de geçen sene görmüştüm. Masumiyet, Kader filmlerini hatırlatıyordu Hayat. Hatta bağlantılı olduğunu da belirtiyor yönetmen ve sinema eleştirmenleri. Babasının zoruyla evlendirilmek üzere olan Hicran'ın evden kaçması ile başlıyor film. Nişanlısı Rıza ise onu bulabilmek için İstanbul'a gidiyor. Uzun diyalogları, kişinin kendiyle konuşmalarını, sesli düşünceleri seviyorum sinemada, güzel bir metinle tabi. Sanırım beni düşünmeye sevk etmesi en büyük etken. Pek çok taraftan bakmama olanak sağlayan metinleri. Aklıma ilk Yeraltı filminde Engin Günaydın'ın yemek esnasındaki konuşması geldi. ( Çok beğenmiştim Yeraltı'nı) Bu filmde de vardı ama beni yeteri kadar etkiledi diyemem bu kez. Hatta filmi de bu şekilde değerlendirebilirim. İyiydi eski Demirkubuz filmlerinin tadı vardı ama çok da bayıldım diyemem. Oyunculukları beğendim. En beğendiğimse Cem Davran oldu.


Zuhal Olcay'ı sahnede izlemeyi özlemişim. Bir hafta içinde hem müzik yaparken hem tiyatroda oynarken izleyecektim ama ne yazık ki hastalık yüzünden Kel Diva oyununu kaçırdım. Bileti almak için bile o kadar uğraşmıştık halbuki. Konserde çok enerjik ve samimiydi Olcay. Eski şarkılarına da seyircinin ilgisine göre yer vermesi güzel oldu. 



Kaçırdığım bir başka oyun ise Aşık Shakespeare'di. İşin bir başka kötü yanı ise araya giren yeni yılla birlikte aldığım ücretin çok daha üstüne çıktı biletler.( Zaten çoktu, arşa ulaştı bazı oyunlar. Bu da başka yazının konusu olsun. ) 

Yılın son kitabı Cesur Yeni Dünya oldu benim için. Ursula K.Le Guin'in dediği gibi ' endişe çağının başyapıtı' 

Ford Tanrı'nın yerini almıştır, duygulardan uzak durulmalıdır artık, teknoloji ise tek gerçeklik kabul edilmektedir. Aile yoz bir kavramdır. Duygusal yakınlıklar, üreme çok uzak zamanlara ait kavramlardır. Mutlu olmak Soma adı verilen hapla çok kolaydır.

'Ne tür  bir mutluluk teklif ediliyor ve onu elde etmek için ödememiz gereken bedel ne? ' 

Kendi distopyasını yaratan bir ütopya denilmekte yazar Aldous Huxley'in kitabı için. Zamyatin'in Biz'i, Huxley'in Cesur Yeni Dünyası Orwell'in 1984'üne uzanıyor. 

TV'de izlediklerime yer vermiyorum burada. Şahsiyet'in adını zikredeceğim ama. (2. sezon da yine çok iyiydi.) Finaldeki Pervin Chakar, İklim Tamkan ve Ertan Tekin'den Lo Şivano ile. Son günlerin en çok dinleneniydi.



2 Ocak 2024 Salı

 Araya hastalık girince sanatsal etkinlikler de aksadı onlarla ilgili yazılar da haliyle. Bir iki hafta geriden geleceğim bu yüzden.

Sumru Yavrucuk'un Shirley Valentine oyununu yıllar önce Göztepe Özgürlük Parkı'nda izlemiş çok beğenmiştim. Bir kez daha izleme şansı yakaladım. Hem oyunun ana karakteri Shirley hem ona hayat veren S.Yavrucuk hayranlık uyandırıyor. Güldürürken düşündüren, eğlendiren, evine sıkışmış ama sonunda özgürlüğüne kavuşmuş bir kadın hikayesi.

Oyuncu daha önceki oyunlarında olduğu gibi seyircinin çalan telefonuna, genel tiyatro adabına dikkat çekiyor. Arada kesiyor oyunu. Haklı da. Seyircinin uyması gereken şeyler bunlar ama sanırım oyuncunun dilinin fazlaca sürçmesi de oyuna konsantrasyonda sıkıntı yaşamasından sebep.


Bir çocuk oyunu izledik ailecek.Şehir Tiyatroları'ndan 'Herkes Sihirbaz Olacak' üstelik en güzel sahnelerden birinde. Muhsin Ertuğrul'da. Ünlü usta Zubi'nin öğrencilerine öğrettikleri ve onlardan birine vereceği şapkası için düzenlediği yarışmayı izliyoruz. Birlikte hareket etmenin önemi eğlenceyle, sihirle aktarılıyor çocuklara. Dekora, müziklere de ayrıca bayıldığımı, yetişkinler olarak çocuklar kadar eğlendiğimizi belirtmeliyim.


Nilay Örnek'in Nasıl Olunur'da konuğu fizikçi ve akademisten Prof.Dr. Mete Atatüre'ydi. Öğretici olduğu gibi keyifli de bir bölümdü. Nasıl Bilim insanı olunur sorusu üzerinden gelişti ve iki saat aktı gitti program. Kaçırılmaması gereken bir bölüm.Tavsiye ederim.

https://open.spotify.com/episode/2DsWgPyzqQqDPkYRDao5qU

Sevda Deniz Karali bu yıl keşfettiğim, severek dinlediğim müzisyenlerden. Zülfü Livaneli'nin Gözlerin şarkısına cover yaptı en son ve sesi yine çok yakıştı.