Coen kardeşlerin son filmi 'Sen Şarkılarını Söyle' filminden beğendiğim bir kare ve müzik.
23 Ocak 2014 Perşembe
10 Ocak 2014 Cuma
BUNLAR DA VAR..
Sinemalarda genellikle çok
izlenilenleri görmeye alışık olduğumuz için ‘sanat filmi’ diye ifade
edilenleri- ki bu ifadenin çok da hoşa gitmeyen yanları var- görebilmek pek de
mümkün olmuyor. Daha önceki bir yazımda değindiğim gibi neyse ki alternatif
yerler var da bizde alternatif filmleri izleme şansı yakalıyoruz. Kısaca sanat
filmleri tabirininin hoşuma gitmemesine değinmek isterim. Öncelikle bir çok
kişi için bu ifade sıkıcılığı vurgulamak adına kullanılıyor çünkü onların
algısında filmin durağan oluşu, olayların hızla akmayışı, istenilen konulara
değinmeyişi aksi gibi çok farklılarına yer verişi bunlara etken. Yönetmenin,
oyuncuların çok da bildik popüler isimlerden olmayışı veyahut. Sanat ve sanat
dışı diye tabir edebileceğimiz filmler olduğunu düşünmüyorum sanırım sinemada
da böyle bir ifade yok.
Benim bugün asıl değinmek istediğim çok da günyüzünde
olmadıkları için gösterime sessizce giren ve yine sessizce kalkan birkaç film.
YOZGAT BLUES
Sessiz sedasız gösterime giren ve kalkan diye tanımladım ben
bu bahsedeceğim filmleri ama bu film kesinlikle ilgi gören, pek çok kişi
tarafından beklenen, izlenen bir filmdi.Demek istediğim daha geniş kitleler
nezdinde ilgi görmeyişi.
Mahmut Fazıl Coşkun’un Uzak
İhtimal filminden sonraki ikinci filmi. Oyuncu kadrosu (E.Kesal,A.Damgacı,
T.Biçer,N.Sarıbacak) ve oyunculukları için bile izlenebilir bana kalırsa. Bir
taşra filmi ama mizah ve hüzün o kadar iyi yedirilmiş ki bazen insan üzülmeli
mi gülmeli mi kestiremiyor. İsmi de bu anlatılmak isteneni çok iyi yansıtıyor. Ciddi
bir gözlem ürünü aynı zamanda. İzlemiş olmaktan çok memnunum.
SAROYAN ÜLKESİ
Yazar Saroyan Bitlis’li bir Ermenidir
aslında. O doğmadan önce ailesi Amerika’ya göç etmiştir. 1960’lı yıllarda
Anadolu yolculuğuna çıkar ve tabii ki memleketi Bitlis’e gelir. Film belgesel
formatında. Bu seyahat boyunca anıları, geçmişi,yazarlığı, öfkesi, anlamaya
çalışma hali ve hepsinden öte insan sevgisine tanıklık ederiz. Anadolu’nun
eşsiz güzelliği ve yanı sıra harika kareler (benim için unutulmaz olan iki
kare, biri bisiklete binen gençliği tam tersi istikamette bisiklete binen şimdiki
hali ve o güzel arabayla birlikte siluetinin bir su birikintisine düşüşü)
insanın başını döndürüyor. Metinler bir o kadar nefis. Afişi de anlatılan
hikayeye çok uygun. Herşeyiyle çok beğendiğim ve unutamayacağım bir film oldu
benim için.
DİRENİŞ GÜNLERİNDE AŞK
1968 Mayıs’ı Paris ve sonrasında
İtalya, İngiltere. Dönemin özgürlükçü ve aktivist gençliği hayallerini
gerçekleştirmek yolunda ilerler. Devrim heyecanına aşk ve sanatta eşlik eder
ama hiç biri birbirinden kolay değildir. Dönemi
çok iyi yansıtmışlar filmde gerek kostümler, mekanlar, oyunculuklarla. Gezi
sonrası farklı gözle izlenileceğinden de eminim. Müzikler de filmin önemlileri
arasında. Bir an kendinizi tarihin o kesitinde hissedebilirsiniz. Büyülü bir
atmosfer içinde yani.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



