25 Şubat 2024 Pazar

 Dostoyevski dendi mi Karamazov Kardeşler, Suç ve Ceza, Yeraltından Notlar ilk akla gelen eserleri olur. Öteki diğer eserleri arasında da biraz öteki sanki. Yazıldığı dönem çok eleştiri almış, beğenilmemiş kitap. Ben yıllar önce okuduğumda çok beğenmiştim. Bir gün kendisine tıpatıp benzeyen biriyle karşılaşan Golyakdin adlı kişinin başından geçenleri, travmaları anlatır Öteki. Parçalanmış bilinç, kişilik bölünmesiyle akıl hastalığına, deliliğe doğru ilerler kahramanımız. Fiziken tıpatıp benzeyen ama aslında karakter olarak tam tersi, en nefret ettiği özelliklere sahip üstelik bu özellikleriyle kendinden çok önce hedeflerine ulaşan  birisi benzeri. Burada söz etme nedenim ise kitap değil onun sahneye taşınmış olması. Bunu yapansa sinema filmleriyle başarılara da imza atan  Emin Alper. Tepenin Ardı'yla oldu benim tanışmam. Ardından Abluka, Kız Kardeşler ve en son Kurak Günler ( Bunlar benim izleyip sevdiklerim. Bu filmler dışında ilk filmi Mektup ve platformlar için yapılmış Alef ve Arayış var.) Tiyatro da yönetmenlik yapacağı yetmemiş gibi bir de Öteki'yi seçmiş olması bile heyecanlanmama yeterdi. Cem Yiğit Üzümoğlu ve Erdem Şenocak'ı görünce sevindiğimi de itiraf etmeliyim. ( kabul Erdem'i görünce daha da çok. ) Bu iki oyuncu dışında Derya Karadaş ve Gökhan Yıkılkan da yer alıyor. Golyakdin Erdem karşılaştığı benzeri ise Cem Yiğit. Oldukça güzel senkronize olmuşlar. Aralarındaki uyum sekmeyen oyun yaratmış. Sahnenin kullanılış şeklini, dekoru, ışıkları sevdim. Kitaptan unuttuğumu sandığım bir çok yeri gözümün önüne getirdi bazı bölümler. Mesela sokak lambası altında karşılaşma. Dostoyevski sahneye uyarlanacak gülerek izleyeceksin deseler inanmazdım herhalde. Öte yandan gerilimi de hissettik. Derya Kabadaş'ı izlerken mutsuz oldum. Bir dizisindeki oyunculuğunun aynısını sergilemişti. Ya da benim hissettiğim buydu. Konuşma şekli, mimikler vs. 

İyi bir uyarlamaydı, oyunculuklar ve teknik olarak tatmin ediciydi, izlemiş olmaktan mutluyum ama oyundan çok sevdim hissiyle de çıkmadım ne yazık ki.

https://tiyatrolar.com.tr/tiyatro/oteki-1

Bir aradığını bulamama durumunu da son okuduğum kitapta yaşadım. Yazar Murathan Mungan olunca beklentimizi nasıl düşük tutabiliriz biz okurlar. Onun Türk Edebiyatına kazandırdıkları bize hak verir nitelikte. Son kitabı 995 km adında roman. Metis Yayınlarından. Edebiyatımızda pek görmediğimiz bir baş karakterin peşinde ilerliyoruz. Yakın geçmişe dair pek çok siyasi olay, cinayetler görüyoruz sayfa aralarında. 90'lı yıllarda olup bitenlere aşinaysanız kitapta bahsi geçenleri tanımakta hatırlamakta zorlanmazsınız. Faili meçhuller, devlet-Hizbullah ilişkisi apaçık anlatılmış. Yazarın İslami örgüt içindeki argümanlara, yapılanmalara ilişkin hakimiyetine hayran kaldım. Gelgelelim yazarın (benim okuduklarım arasında) edebi yönü en zayıf kitabı oldu. Tarihe not düşmek adına yazılmış belli ki  ( ki bu noktada çok değerli)  ama bu edebi yönüne engel mi diye düşünmeden de edemiyorum. Sonunu beğenmedim, kapak tasarımını aynı şekilde


 

Tunç Şahin bu sezon beğenerek izlediğim Canavar adlı tiyatro oyunun yönetmeni. Misafir Odası ilk podcast işi. Arkası yarın tatlılığında bir podcast dizisi denilebilir. İlk bölümü yayınlanır yayınlanmaz izledim. Çok sevimli. Aslı İnaldık ve izlemekten çok keyif aldığım bir isim olan  Güven Murat Akpınar vardı ilk bölümde. İleriki bölümlerde Derya Alabora, Serkan Keskin de olacak. Şahane değil de ne? 


https://podcasts.apple.com/us/podcast/misafir-odas%C4%B1/id1730988120


Şiir seviyorum, şiir üzerine yapılan şarkılara daha çok dikkat kesiliyorum. Bir de mevzu Hüsnü Arkan ise nasıl dinlemeden bile mutluluk duyar insan? Hele bir de dinleyince. Yirmili yaşlarında şiirler üzerine yazdığı şarkıları bir albümde topladı. Kendisine klasik müzik piyanisti Dengi Ceyhan da eşlik etmiş. İyi ki de etmiş. 


Harbe giden sarı saçlı çocuk 

Yine böyle güzel dön;

Dudaklarında deniz kokusu

Kirpiklerinde tuz

Harbe giden sarı saçlı çocuk.

O.Veli Kanık


15 Şubat 2024 Perşembe

Berkay Ateş son dönemde izlemekten keyif aldığım, oyunculuğu ve duruşuyla takdir ettiğim bir isim. Onu Tiyatro D22 'nin oyunu olan, pek çok ödül alan ve hala sahnelenen 'Hakikat Elbet Bir Gün ' ile sahnede izledim ilk. Diğer ekip arkadaşları gibi etkileyici oyunculuğu kadar metnin yazarı olarak da beğenmiştim. Görülmüştür, Karanlık Gece gibi sinema filmlerinde, Magarsus dizisinde izlediğimde de sonuç hep aynı yere vardı; çok iyi bir oyuncu ve kesinlikle kaliteli işlerin içinde. ( Sinemaya da tiyatroya olduğu kadar yakışıyor.) 

Bundandır ki aynı tiyatro topluluğunun yeni oyunu 'Uykusuz Bir Rüya Salim' in ilgimi çekmemesi mümkün değildi. B.Ateş 'ın yazıp oynadığı Yiğit Sertdemir'in yönettiği oyun kısa süre içinde izlenmeliydi. Neyse ki  istediğim gibi oldu ve Alan Kadıköy'de izleme şansı yakaladım. Salim'in hikayesini izliyoruz tek bir sandalyenin olduğunu sandığımız sahnenin üzerinde. Gölgesiyle bile oyunculuk sergileyeceğinden, dur durak bilmeksizin duygudan duyguya, olaydan olaya bizi de peşi sıra sürükleyeceğinden habersiziz.

İstanbul'a gelen Salim'in yaşadığı zorluklar (hatta sadece kendisinin değil bir ailenin, bir toplumun da hayatı ) mücadelesi, kanıtlayamadıkları seriliyor gözümüzün önüne. Dolayısıyla pek çok kişinin hayatı, çaresizliği Salim'in hayatı. 

' Keşke mi daha zordur kader mi? '

Anne ve babası, dört yaşında ölen ablası, amcası, yengesi var oyunda yürekli iki arkadaşı Kıvılcım ve Gökhan var. Kebap seven komiser, kebapçının yamağı Orhan, gözaltı otobüsleri, poşetlerin içinde cesetler, vicdanlar, anlatılamayanlar. Hepsinin ortasında da bir Salim var. Öylesine sıkışmış. 

Y.Sertdemir oyunun yönetmeni olduğu kadar adeta bir oyuncuydu dedirten ışıkta da çıkıyor karşımıza, üç ışık kaynağıyla. Afişi, müzikleri de oldukça iyiydi.

Her açıdan çok beğendiğim, sarsıcı bir oyun oldu.




Büyük Ev Ablukada konserini izledim Ses Tiyatrosu'nda. Yeni albümleri Defansif Dizaynla bir dizi konserleri oluyor grubun. Bir kısmı benim de izlediğim gibi akustik bir kısmı daha şov ağırlıklı. Mekan da çok uygundu bu konser için. Eğlenceli, interaktif, doğal ve samimi bir konser oldu. 


https://www.buyukevablukada.com/


Nilay Örnek'in Nasıl Olunur podcast serisinde izlerken çok mutlu olduğum birini dinledim bu kez. Serkan Keskin'i. Sinema, tiyatro, müzik, yönetmenlik..ne ararsanız var. Hem de hepsini layıkıyla yapan biri o. Oyunculuğa başlamasından Semaver Kumpanya'ya, Işıl Kasapoğlu'yla yakınlığından müzik grupları Leyla The Band ve Barabarar'a, sayısız oyunundan ( Cimri, Dünyada Karşılaşmış Gibi, Nasrettin Hoca vs.) dalış ve yemek tutkusuna pek çok şey hakkında keyifle yapılan bir sohbetti.

https://open.spotify.com/episode/4Msp8LoPo2AjilVqJ482Ka

Ülkenin önde gelen gruplarından Kargo'ya saygı albümü Yarına Kalan Şarkılar serisinin ilk kısmı yayınlandı. Pek çok iyi müzisyen sevilen Kargo şarkılarını kendi tarzlarıyla yorumlamışlar. Genel olarak güzel buldum. En beğendiğimse Yıllar Sonra şarkısını reggae tarzıyla söyleyen Buray oldu.





3 Şubat 2024 Cumartesi

Nermin Yıldırım'ın Bavula Sığmayan adındaki son kitabını okuyup sevmiştim. Kitap Aile Yalanları adında üç bölümden oluşan bir novellayla başlıyor. İç burkan ama yanı sıra güldürerek aile kavramını, bir nevi hesaplaşmayı ele alıyordu. İşte bu novella tiyatro sahnesinde. Yine yazarımızın uyarlaması, Hakan Emre Ünal'ın yönetmenliği ve tesadüf bu ya yıllar sonra tiyatro sahnesine dönen üç ismin; Melisa Sözen, Ülkü Duru ve Müfit Kayacan'ın oyunculuğuyla sahneye taşındı.

Ailenin kızı Belgin anne Müzeyyen ve baba Kamuran'ın aynı olaylar karşısındaki farklı bakış açılarına ve duygularına şahit oluyoruz. Onları yakından izlediğimizde daha çok anlıyoruz. Pek çok kişi kendinden, ailesinden izler de bulacaktır eminim. İletişimsizliğin ne büyük dert olduğunu, aile gibi en sıcak adlandırılan yapıda dahi sorunları doğurduğunu ve hatta buradan yol aldığını görmek mümkün.

Oyuncular ara verdikleri zamanın acısını çıkarıyorlardı adeta. Ülkü Duru'yu yıllar önce DT izlediğimde çok etkilenmiştim. Aynı güzellikteydi. Melisa Sözen tiyatro sahnesine de çok yakışmış diye düşündüm oyun boyu. Müfit Kayacan ne büyük enerjiye sahipti öyle ve hepsinin birlikteliği güzel bir oyun çıkarmış ortaya. Işık oyunları ön plandaydı ve başarılıydı. 

Hem kendimiz olup hem sevebilecek miyiz birbirimizi?


https://tiyatrolar.com.tr/tiyatro/aile-yalanlari-1

Haftanın bir başka oyunu müzikli çocuk oyunuydu. Pat Pat Patara. Yekta Kopan'ın yazdığı Lerzan Pamir'in yönettiği bu tatlı oyunu İş Sanat Sahnesinde izledik, ailecek. Sömestr dönemine denk gelen  oyunun ilk gösterimini yakaladığımız için bitimindeki coşkuya da ortak olduk. Geçen sene yine aynı sahnede ve aynı yazardan Robot Pinokyo'yu izlemiştik. Aynı şekilde orkestra vardı bu oyunda da. Özge Fışkın başroldeydi, şarkılar dinleyebildik kendisinden. Patara Antik kentinde geçen oyun çocukları ve tüm seyircileri maceraya davet ediyordu, içinde geçen bilmeceyi çözmeye çalışarak. Meraklandık, bilgilendik ve eğlendik. 



Sevgi Soysal'ın Yürümek kitabını okuyup bitirdim en son. 12 Mart edebiyatı denildiğinde ilk akla gelen yazar kendisi. Yazdıklarında siyasi duruşunu, feminizmini de bulmak mümkün. Önsüzünde Ömer Türkeş'in de belirttiği gibi Mehmet ve Ela'nın aynı zaman diliminde ayrı mekanlarda çocukluktan yetişkinliğe geçişleri ve rastlantıyla karşılaşmalarından doğan aşklarını içeriyor. Bireyin iç dünyası, cinselliğe olan yabancılık, dar zihniyetler öte yandan karşı duranların düşünce dünyasına davet ediyor okuru. 




Son günlerin en güzel ve enerji veren şarkısı benim için bu.