21 Mart 2024 Perşembe

Geçen yıl en çok dinlediğim müzisyenlerin başında geliyordu Tunç Aydoğmuş. Eşimin ilk dinletmesiyle ( Güneş Hanım) sesine, müziğine vuruldum. Sıra sıra gelen şarkılar ve albümle hayranlığım git gide arttı. Haliyle konser için yol gözler oldum diğer dinleyicileri gibi. Neyse ki o gün geldi ve Eskişehir dışına çıkmaya başladı T.Aydoğmuş ve birlikte müzik yaptığı ekip Taco Band. Kadıköy'de Wall Sahne'de dinledik. Kendi parçaları kadar bazı tatlı coverlarla konser daha da renklendi. (Misal o günden beri playlistimizde Ersan Erdura ve Acılar Sürekli Olamaz parçası var. ) Günlerce dilimde şarkıları mırıldandım durdum. Ne güzeldi. 



Savaş Dinçel, Üstün Akmen gibi tiyatro ödüllerinin sahibi bir oyunu ve oyuncuyu izleme şansım oldu geçtiğimiz hafta. Federico Garcia Lorca'nın 'Bernarda Alba'nın Evi' eserini Pelin Temur uyarlamasıyla Özge Aslan'dan izledim. Uyarlama ama bir yandan da yeni bir metin. Bernarda'nın ev içinde ilan ettiği yas ve baskıcı bir idare var. Ö.Aslan beş karaktere hayat veriyor oyunda. Oldukça etkileyici bir performansı var oyuncunun. Bu oyun için bestelenen müzikler flamenko tarzı bir alt yapıya sahip. Bir yandan dans ediyor bir yandan şarkı söylüyor aynı zamanda beş karaktere bürünüyor Özge. Kadına uygulanan cinsiyetçi baskı ön planda eserde. Tek tek bakınca her şey iyi hoş ama bende yarattığı izlenim ne yazık ki çok da iyi değildi. Beğenmedim diyemem ama çok da etkilendim mi? Hayır. Bunun nedenlerini uzun uzun düşündüm oyun sonrası. Tiyatroda epeydir oldukça yalın ve doğal oyunculuklar izliyorum ( çoğunlukla da beklentim bu yönde) sanırım fazla 'teatral' buldum. Eserin çıkış noktası da bu şekilde ama özgürlüğün hele ki cinsel özgürlüğün sığ ele alınışı hoşuma gitmiyor. Sıkmayalım derken güldürme telaşı, seyirciyle gerekli gereksiz iletişim. Belki de haksızlık ediyorum ama hissettirdikleri bu yöndeydi. ( Sonrasında izlediğim bir başka oyunda da seyirciyle yakınlık vardı, epey güldük ama o oyuna bunları diyemiyorum mesela) 


https://tiyatrolar.com.tr/tiyatro/bernarda-1

Şiir ve arkadaşlık ne güzel, iç ısıtan iki kelime. Yan yana gelince hele Haydar Ergülen gibi bir kalemin elinden kitaba dönüşünce ancak bu kadar güzel bir kitaba dönüşür. Şiir sevenler, şairlerini de ondan ayrı tutmayanlar, bir de o şairlerin birbirleriyle dostluklarına tanıklık etmek isteyenler beğenecektir. Edip ile Turgut var mesela Ataol ve İsmet, Onur ve Uslu dahası.

'Arkadaşlık kahramanlık gibi bir şeydi işte. Arkadaş olunca kahraman da olurdu insan, kahramanlarsa zaten arkadaştı. '



'Koyu' son zamanlarda dinlemeyi sevdiklerimden. Son şarkısı da yine çok tatlı. Belkiler..Sevgiler.








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder