Ürettikleri sanat eserleriyle birlikte,aşkları ve ilginç yaşam öyküleriyle Meksika'da ve dünya çapında tanınan Frida Kahlo ve Diego Rivera'nın resimleri Türkiye'ye ilk kez geldi. Sergiyi Pera Müzesi'nde görmek mümkün. Frida Kahlo, resimlerinin ana temasını da oluşturan büyük acılar içerisinde yaşamını sürdürmüş bir kadın. Küçükken geçirmiş olduğu kaza bütün yaşamını etkilemiş. Belki böylesi trajik bir olay yaşamasa resimlerinde farklılklar oluşacaktı, daha çok zaman ayıracak ve çok daha güzellerini üretecekti. Komünizme olan bağı, saç modelleri, kıyafetleri, takıları ve güçlü kişiliğiyle adından hep söz ettirdi Frida. Diego'yla olan aşkıyla da elbette.
28 Aralık 2010 Salı
24 Aralık 2010 Cuma
YUMURTANIN YAPTIKLARI
Yumurtayla yatıp, yumurtayla kalkıyoruz şu günlerde. Neyse ki biraz olsun azaldı da biz de bir ohh dedik. Bana da - bir çok kişiye yaptığı gibi- üzerine bir şeyler düşünülüp yazılabilir hissi verdi.
Her şey öğrencilere yapılan saldırıyla başladı. Üniversiteler üzerine birileri konuşurken konuya dahil olmaları gereken öğrenciler 'sizin payınıza bu düştü' denilerek, şiddete maruz bırakıldılar, pek çok defasında olduğu gibi. Üniversitelerde söz hakkı edinmek, sivil polisleri etraflarında görmek istememek gibi taleplerle alanda bulunanlar; şiş suratlarla, kaybettiklerleri bebeklerle ve haksızlığa uğramanın verdiği öfkeyle ayrıldılar. Bizlere de bunun utancını tartışmayı bıraktılar. Gerçi utanç duymaktan öte, esas şiddet polise uygulandı gibi akıl almaz cümleler bile edildi.
Sonrasındaysa Ankara Üniversitesi'nde öğrencilerin Burhan Kuzu'ya attıkları yumurta; sadece yumurta değil bomba etkisi yarattı adeta. Bunun üzerine yazıldı, çizildi, tartışıldı, gına getiren espriler yapıldı. Çok geçmeden bu kez yazar Roni Margulies'e İHD çatısı altında 'Çok kültürlülük perspektifinde barışın dilini kurmak' konulu panelde, kendine ilericiyim diyenler tarafından yine yumurtalı saldırıda bulunuldu. Bu yumurta eylemleri ne kadar demokratiktir diye sorular da peşi sıra geldi. Pek çok görüş ortaya atıldı. İktidar temsilcisine atılması muhalefete, bir yazara atılması hoşgörüsüzlüğe işaret eder diye.
Herhalde bu kadar derken ODTÜ'lü anarşistler 'Yumurta bir canlının bebeğidir' diyerek, hiç farketmediğimiz tarafa yönlendirdiler bizi. Onlar der ki yumurta bir direniş aracı olamaz, haksızlar mı?
Heyecanlandırdığı kesin, düzen partisinin temsilcisine enerjisi bol, heyecanlı gençler tarafından bunların yapılıyor oluşu. Sıkıntı aslında tam da burda başlıyor. Düşüncelerimizi birilerine, bir şekilde saldırarak ifade etmek, yumurta olur, bir başkası olur, ne kadar doğrudur. Hele ki bir yazara görüşleri bize uygun değil, değerlerimize hakarettir yaptıkları diye saldırmak ve ardından da 'can yakıcı bir eylem değildi, bizler saldırıya uğradık' açıklaması yapmak. Sanırım eylem, eylemin içeriği, nasıl bir dünya istediğimiz ve onu nasıl şekillendireceğimiz üzerine hepimizin düşünmesi gerekiyor. Hele de toplumun önünde itici güç oynadığını düşünen kesimler çuvaldızı bir zahmet kendilerine batırsalar, ne kadar iyi ederler. Baskın Oran'ın yazdığı gibi ''Böyle devrimci, anti emperyalist gençler varken faşistlere ne gerek var'' dedirtmeyin lütfen.
Anarşistler haklı. Her şeye farklı gözle bakmanın zamanıdır.
22 Aralık 2010 Çarşamba
İçten ve yalın bir merhaba yaratır düşüncesiyle şiirle giriş yapmak istedim, hayatımda önemli bir yer tutmasının yanısıra. Nesli tükenen, yok olmaya yüz tutmuş bir edebi tür bence şiir. Edebiyat ailesinin anlaşılması güç, içine kapanık bir çocuğu. Roman kadar, öykü kadar neşeli, heyecanlı değil ama tarif edilmez bir naifliği var onun, inceliği. Uzun uzun cümlelerle anlatılacak olanı kısa, etkili şekilde ifade eder, içinden melodisini de hiç eksik etmez üstelik.Ne gariptir ki bu ülke topraklarında her üç kişiden biri de şairdir, kendince şiirler yazar. Yeteri kadar okumaya ilgi göstermesek de yazmaya meylimizaçıktır.
Bu blogda neler yazacağımı, hangi konulardan söz edeceğimi bilmiyorum tam olarak ve bu belirsizlik,durumu daha hoş kılıyor banakalırsa. Her şeyden olabilir diyelim kısaca. Bazen okuduğum, beğendiğim bir kitap olur, bazen izlediğim bir film. Yaşadığım bir olayda ki şaşkınlığım olur, tükettim galiba dediğim umudum, sonra bir başkasında yeşerttiğim, hüznüm, sevincim.Bakalım artık:)
20 Aralık 2010 Pazartesi
BİR ŞİİRLE MERHABA....
Bu sevgi ormanında
Ağaçlar gözlerimin içine güldüler
Soluğumda yeşiller çiçeklendi.
Bunca yıl özümsediğim güzel şeyler
Kirlenmiş suları arıttı denizlerimde
Garipliğimin gökyüzüne yeni maviler geldi.
Garipliğimin gökyüzüne yeni maviler geldi.
Ve acıdan çatlayan damarlarıma inat
Yeni soluk yatakları yarattı yüreğimde
Sevecenliğin yarattığı hayat
ŞÜKRAN KURDAKUL
Yeni soluk yatakları yarattı yüreğimde
Sevecenliğin yarattığı hayat
ŞÜKRAN KURDAKUL
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

