Yere dökülen bir un sessizliği mi
Göğe bırakılmış bir balon sessizliği mi
işini bitirmiş bir org tamircisinin
Tuşlardan birine dokunacakkenki
Dikkati ve tedirginliği mi
(Edip Cansever-Ben Ruhi bey nasılım şiirinden)
Bugünlerde bende soruyorum kendi kendime, nasılım diye, tıpkı şiirin isminde olduğu gibi. Çünkü bazen insan nasıl olduğunu, ne hissettiğini, ne düşündüğünü kestirmekte zorlanıyor, ya da ben böyle oluyorum.Bunun pek çok nedeni olabilir diyorum. Tek başına bir duyguysa hissettiğin yahut en ağır basanı farkedebiliyorsan onu tanımlamakta bir o kadar kolaylaşıyor sanırım. Mutlu olmak, acı çekmek gibi. Bu hissiyatların tek başına hareket etmediği geliyor aklıma şu sıralar.Hissettiğim duygunun bir çok arkadaşıyla, hatta kendisine tamamen zıt olanıyla bile kol kola gezebildiğini düşünüp duruyorum.Yoksa nasıl bu kadar değişkenlik gösterebilirler ki diyorum, birbirlerinin yerine geçebilirler. Biz öğretilmiş duygular yaşıyoruz bence. Bana şöyle şöyle yaparlarsa ben bu duyguyu yaşarım, bana şu muamelede bulunulursa benim hissedeceğim duygu bu olur diye belirliyoruz hepsini önceden, farklısına pekde imkan vermiyoruz zaten. Bazen böyle olmuyor, bunu anlamanın yolu onları serbest bırakmak. Zaten birarada geziyorlar diyorum ya.
Duyguların yoğunca yer aldığı alanlar olduğu için belki, ya da sadece onunla bir giriş yaptığım için şiiri düşünüyorum bu yazdıklarımının üzerine. İnsan şiire mutluyken daha mı uzak acaba? Şiirlerin içindekiler, anlatılanlarda böyle hissettirmiyor mu bize? Mutluyken yaşanıyor da acı çekerken bunu kağıda dökmek, paylaşmak daha mı çok isteniyor. Belki de bunu yaşayan kişi, her şeyden önce kendine anlatıyor içinde olup biteni. Paylaşmaya her zaman ihtiyaç var, acıda da sevinçte de. Hele de seni anlayan birileri varsa etrafında. Hisler susarak bile paylaşılabiliyorlar.
Hayat süprizlerle dolu, kimisi hoş kimisi değil. Bir sonraki dönemeçte nelerle karşılaşacağını bilmemek bazen fena bazen umut verici ama sanırım en kötüsü çaresizlik duygusu. Hayat ellerimizdeydi, buna inanıyorduk, hala da inanıyorum. Yanlışa, ters gidene dur denmesi gerektiğine de. Değişmeyebilir de ama yine de ses çıkarmak gerekmez mi, elimizden gelen buydu demek, bir nebze olsa rahatlatmaz mı ve de insana bu yakışmaz mı?
Peki ya, yapamadıklarımız, yani kendimizi o kahrolası duygunun kucağında bulmamız.Bir şeyler olup biterken sadece bakmak, sabır göstermek, hayat sürdürmek...büyümek böyle bir şey sanırım.
Neyse ki sahip olduğumuz bir duygu var da o bizi ağır aksak da olsa ayağa kaldırıyor. Umut, yeşerecek yer buluyor.