2 Ocak 2013 Çarşamba

BİR AVUÇ ÖLÜM

Nasılda kayıp gidermiş avuçlarından yaşam. Nasıl başkalaşırmış bir anda her şey.  Bunca zaman hayat esasında neymiş fark edermiş insan. Hiç ummadığın biz zamanda, hiç konduramadığın bir sevdiğinin kapısına dayanınca ölüm, bizden alıp götürünce onu. Ne kadar kahredici, ne kadar çaresizmiş hayat. Onun dışında tanımladığın tüm çaresizlikler çaresizlik değilmiş meğer.

Yazarken, söylerken içimin titrediği bir kelime oldun; Abim. Yüreğimin bir parçasını seninle birlikte gömdüler. Ama hiçbir yere gitmeyen gülüşlerimiz var, tarifsiz sevinçlerimiz. Onlar hep benimle.
Senden bana kalan en büyük miras, güzel anılarımız.

Omzumda hissettiğim elin hala orada, hala bana güç vermekte. Sen hala benimlesin, tüm sevdiklerinle.
Yeni anılar biriktiremeyecek olmak, gördüğüm bir filmi mesela sana anlatamamak, çocukların büyüdüğüne birlikte tanıklık edememek, yan yana yeni sevinçleri coşkuyla karşılayamamak, zor anlarımda ‘geçecek kardeşim’ diyen sesini duyamamak,

Yüzünü görememek,
Elini tutamamak,
Gülüp söyleyememek, öyle acı ki.

Bana yaşattığın, hissettirdiğin tüm güzellikler için, sevincimi, kederimi paylaştığın, dost sıcaklığını hiç eksik etmediğin, kardeşin olma gururunu verdiğin için, teşekkür ederim ağabeycim.


“Yine görüşürüz dostlarım benim,
Yine görüşürüz” diyorsun Nazım’ın dizelerindeki gibi, biliyorum.

Bu bir elveda yazısı değil, ardından el sallayışım da öyle.

Senden ayrılmıyorum ki hoşçakal diyeyim…………