Bloglara getirilen yasaklar, iyiden iyiye ısındığım yazma sürecine ara vermeme neden olmuştu, yasak kalktı ama benim dönüşüm epey zaman aldı. Neyse ki hafta sonu yaptığımız Batı Karadeniz turu, yazı yazma isteğimi geri getirdi bana.
Evliliğimizin ikinci yılını kutlamaya hazırlanırken böylesi bir gezi programının çok iyi olacağını düşündük aşkımla, doğru bir karar verdiğimizi de bitiminde anladık. Rehberimiz Gebze ile birlikte bilgi vermeye başladı. İsminin önceden gel bize olduğunu ve zamanla Gebze’ye dönüştüğünü böylelikle öğrenmiş oldum. İzmit’in Karadeniz’e giren ilçelerinin olması (Kerpe, Kandıra) onu bu özelliği ile nadir şehirlerden biri yapmaktaymış. Bolu’dan geçerken eski isminin Adrianapolis olduğunu öğreniyoruz. Madenlerden kaynaklı toprağın renginin değiştiğini de. Karabük’e vardığımızda Cildikısık tünelinden geçiyoruz, anlamı, isminin nerden geldiği bilinmiyor. Sağımızda ve solumuzda var olan kanyonlara bakarak sürdürüyoruz yolculuğumuzu. Safranbolu kanyonlar üzerine kurulmuş bir Karabük ilçesi. Karabük’ te Demir- Çelik sanayinde 3500 kişi çalışıyor ve genelde büyük sanayi demirleri yapılıyor. Yanı sıra Seracılık, hayvancılık ve turizm de hakim. Karabük’te açılan üniversite şehrin çehresini de değiştirmeye yardımcı olmakta, zaten kalkınmaya öncelikli iller arasında yer alıyor.
Otobüsümüz durup da ilk kez indiğimiz yer Yörükköyü, ama ne köy. Bu köyde bulunanların göçebe hayat yaşadıkları sonrasında saraya çağrılıp, at eğitimi, tımarcılık gibi alanlarda çalışmaya başlayarak yerleşik hayata geçtikleri sanılmaktaymış. 350 yıl önce kullandıkları çamaşırhanelerini gezmek gerçekten çok farklıydı. Evleri, doğası de bir o kadar farklı ve etkileyiciydi. Unesco tarafından Bursa- Cumalıkızık ile birlikte koruma altına alınan nadir köylerden.Dünyaca ünlü soprano Leyla Gencer’de bu köyde yaşamış,yaşadığı evin önüne de heykeli yapılmış. Bir başka ünlü ise modacı Cemil İpekçi. Okuma oranı oldukça yüksek bir köy burası, %99 gibi bir rakama sahip. Yörük köyünde yediğimiz gözlemeler ve içtiğimiz ayranlar yanı sıra gördüğümüz güzelliklerle Safranbolu’ya varmak üzere biniyoruz otobüsümüze.

Safran dünyada sadece İran ve Safranbolu’da yetişen bir bitki. Tekstilde, ilaçta fazlaca kullanılıyor, oldukça pahalı bir bitki. Safranbolu’da ilk olarak Hıdırlık tepesine varıyoruz. Ülkemizdeki sekiz açık hava namazgahından biri ve gerçekten de manzarası şahane. Safranbolu’nun eski adı Dodibra.Sadrazam İzzet Paşanın yaptırdığı cami, Cinci Han yapılarından. Bu han geçmişte kervanken günümüzde de otel olarak işleyişini sürdürüyor. Kaymakam konağı da görülmesi gereken yerlerden bir başkası. Çarşısı Arasta’da 46 dükkan var. Cami, saray gibi yapıların hemen yanında gördüğümüz büyük çınar ağaçlarıysa o dönemde paratoner olmadığı için yıldırımdan yapıyı korumak amacıyla dikilmişler. Evlerin, anlatmayaysa kelimeler yetmez, çok güzeller. Yeni yapılan binalarında dahi bu dokuyu korumuşlar. (üniversite, banka vb.) Safranbolu’ya gidilir de lokum yenmez, alınmaz mı? Lokum sevmeyen biri olarak safranlısını çok beğendiğimi belirtmeliyim. Geceyi bu güzel yerde geçirmek oldukça keyifliydi. Safranbolu’dan çıktığımızda antik bölgesine giriyoruz. Bartın’a giderken geçtiğimiz yolda çınar ağaçları sağlı sollu yapraklarıyla yapay bir tünel oluşturmuşlardı adeta. Bartın’da kiremit fabrikası var ve bunun 3500 yıllık tarihide. Evlerin renkli kiremitlerini görmekte oldukça hoştu. Sahil şeridi en uzun olan Batı Karadeniz ili Bartın.

Bartın’ın ilçesi olan Bartın’a varıyoruz yani,Ceşmi Cihan’a. Dünyanın gözü anlamına geliyor Çeşmi Cihan. Fatih burayı ele geçirmiş ve etkilenince bu ismi vermiş. Safranbolu- Amasra yolunda yeşillikten, ağaçtan başka bir şey görmedik diyebiliriz. Fındık, kiraz, çilek, kestane ve bunların reçellerini bire bir pazarlarında görme şansı da yakaladık. Amasra’ya tek kelime ile bayıldık. Sakinliği, huzuru, manzarası görülmeye değer bir yer yapıyor orayı. Erken yaşta hayata veda eden Barış Akarsu da buralı. Heykelini, yanında duran iki motorunu görmek hüzünlüydü. Bakacak mevkiinden güzel olan Amasra çok daha güzelleşti bizim için. Amasra müzesinde daha çok arkeolojik eserler yer alıyor. Romalılardan kalma mezarlar, lahitler, taş sütunlar.
Sondan bir önceki durağımız ise bastonlarıyla ünlü Devrek ilçesi idi. Zonguldak’a bağlı olan bu küçük ilçede, baston yapımını ustasından dinledik.
Gezimizin en sonunda uğradığımız Abant sisin de etkisiyle daha çok kasvetli bir görüntü verse de gölün etrafında gezmek, o eşsiz doğa kokusunu içe sindirmek oldukça keyifliydi.
Seyahat etmek hoş bir etkinlik sevene, bilmediğimiz yerlerde gezmek, orada neler yaşandığını öğrenmek, hayalini kurmak, kendinden bir şey bulmak etkileyici. İnsanın kendi içine yolculuk yapmasına imkan sağladığı için de ayrıca güzel.
Tüm yollarımız maviye, yeşile, aşka ve mutluluğa çıksın.