Özellikle ileriki yaşlarında küçük bir sahil kasabasında yaşamak, şehrin hay huyundan kurtulmak. Karşılaştığım pek çok kişinin hayali bu sanırım.Bana ise bu fikir çekiciliğinin yanı sıra zorlukları kadar imkanları da mevcut olan o şehirden kopma gerçekliğiyle pek de hoş gelmezdi Hep şehre yakın olsun bari bu sahil kasabası diye eklerdim.Ne ilginçtir ki çok da üstünde durmadığım bu durumun şimdi tam da içindeyim diyebilirim.Şehir uzak değil ama trafik malum.Bir yere varmak saatlerinizi alabilir ama ulaşılmaz değildir hele ki bir şey yapma gayretiniz, enerjiniz ve de ayırdığınız bütçeniz söz konusuysa ve o şehir İstanbul ise. Kültür-sanatı,kavgayı,farklı yerler görmeyi vs. seviyorsanız bulunmaz bir fırsattır hatta.Hafta sonları için aynı şehirden yapılan turistik gezilere keyifle çıkılabilir.Semtinize film,tiyatro gelse de gitsek diye beklerseniz sıkıcı olabilir küçük bir yerde yaşamak ama o filmin peşine takılıp farklı sinema salonlarını, semtlerini gezerseniz ne o küçük ilçeye hapsolmuş ne de sanat ayağıma gelsin tembelliğine girmiş olursunuz.( böyle bir isteği olanlar için geçerli dediğim) Bir konser için iki şehir öteye yolculuk etmek de vardır, geceden karşıdaki arkadaşınızda kalıp 1 Mayıs için konuşlanmak da. Bunlar zordur ama keyfi de zahmeti kadar büyüktür.
Gelelim bu küçük, tabiri yerindeyse sayfiye yerinde yaşamanın keyfine.Yürüyerek 5-10 dk. içinde sahilde olmak, denizi görmek hiç bir şey yapmaya gerek kalmaksızın sadece yürümek bile yeterli sanırım.Eline dergisini,kitabını alan bir kadın sahilde bankta oturabilir, hiç de rahatsızlık hissetmez ( umarım bu ayrıcalık gibi gördüğümüz aslında gayet tabii hakkımız hep böyle sürer ve her yerde aynı şey olur) Mahalle kültürü gelişir bu küçücük yerlerde.Manavınız,fırınınız..olur.Onlarla kurduğunuz iletişimde.Arkadaşlarınızla AVMlerde değil sahildeki cafelerde buluşursunuz hatta en salaş ama hepimizin bayıldığı çay bahçelerinde (ne yazık ki belediyelerin ticari yaklaşımları sayesinde onları kaybediyoruz) Deniz kadar ağaçtı,yeşillikti görme şansınız da yüksektir hani beton kokan şehre kıyasla.Köpekleri,kedileri evlerden çok bahçelerde,sokaklarda görmek daha olasıdır.Yaşlıların, bebekli annelerin sıkıntısının daha az olduğu yerlerdir.Şehrin göbeğinde onların rahatça hareket edebilme şansı ne yazık ki yoktur.Gürültü patırtı yerine çocuk sesleri duyulur.Okula yürüyerek gidenler de görülür.Şortunuzu giyer bisiklete de binersiniz,scootera da.Uzakta yaşayan insanların ( buraya göre de onlar uzak oldu bak :) ) haftasonları akın ettiği balıkçılar,köfteciler,meyhaneler her daim sizindir.
Bizim kıyılarımız sizin merkezlerinizi sollar yazısı değil bu, belirtmekte fayda var. Ya da ay ne kadar da uzak, neden orası? nasıl gidip geliyorsun sorularına karşılık da yazılmadı.Sadece bugün böylesi bir rahatlığın bir kez daha tadına vardığımı hissettim o yüzden.
Hepimize şehrin göbeği kadar hareket, dinamizm,kalabalık,etkinlik ama bir o kadar da biraz uzak ve sakin,yakınlarımızla ve bazen kendimizle kalabilme şansı,huzur,dinginlik.İkisi arasında denge dilerim.
