30 Mart 2024 Cumartesi

Geçen hafta üç tiyatro izleme şansı yakaladım. İkisi yetişkin biri çocuk tiyatrosu. 'Çemberin Anası' oyununda izlerken Tolga İskit'ten gözlerimi alamadığımı burada yazmıştım. Hemen oynadığı oyunlara göz attım ve Kalabalık Duası oyununa bilet aldım. Fiziksel Tiyatro Araştırmaları oyunu Kalabalık Duası'nın yazarı Volkan Çıkıntıoğlu. O nasıl bir metin demek isterim kendisine. Etkilenmemek mümkün değil. Yönetmen de Güray Dinçol. Işığından, müziklerine, oyunculuktan kostüm tasarımına kadar her şeyi birbiriyle uyumlu buldum. Kadıköy Boa Sahnesinde izlediğim bu oyun için tek kişilik demek  ne kadar doğru bilemedim, pek çok kişiye büründükçe Tolga İskit. İstanbul'un bir yerinden bir başka yerine uçuyoruz adeta. Gizem dolu bir yolculuk bu absürt ve eğlenceyle harmanlanmış. Meddahlık da var. İzlerken kendimi İhsan Oktay Anar'ın Puslu Kıtalar Atlası kitabında gibi hissettim sonradan benzer yorumlar okuyunca çok mutlu oldum bu ortak duygudan. Onun masalsı kitaplarında nasıl güzel salınıyorsam aynı o hisle izledim tüm oyunu. Büyülendim dur durak bilmeyen oyunculuk karşısında.

Nasıl güzel bir hikaye anlatıcılığıydı. Bu sezon izlediklerim arasında en iyilerden oldu diyebilirim rahatlıkla.

'Sen anlattıkça oldu bu dünya, sen yoksan o da yok.

Hikayen varsa yaşarsın, hikayen yok, sen de yok. '


https://tiyatrolar.com.tr/tiyatro/kalabalik-duasi

İkinci oyunu da bir kaç gün arayla aynı sahnede izledim. Istırap Korosu. Bam İstanbul tarafından sahneye konulan Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun kaleme aldığı tanıdık bir hikaye. Seda Türkmen ve Deniz Karaoğlu oynuyor. Seda'yı Hakikat Elbet Bir Gün oyununda izleyip beğenmiştim. İki oyuncuyu da oldukça doğal ve iyi buldum. Seda'yı biraz daha iyi. Yazarın bir başka oyunu olan Toz'da  oyuncuyu oturttuğu ama metinle geniş bir oyunculuk alanı sunduğunu görmüştüm. Burada da aynı şey vardı. İstanbul'da eski bir apartman ve içinde yaşayan komşuların dertleri, yaşantıları. Ülke bir apartmana sığmış diyebiliriz. Bir çok karakter vardı ama hiç bu da hangisiydi dedirtmedi, geçişler çok iyiydi. Oyuncuların uyumu güzeldi. Bir ara koptular, güldüler ama o bile çok tatlıydı, sırıtmadı hiç. Çok yüksek tonda gitmesi beni biraz yordu diyebilirim. Sürekli bir bağırış vardı. Nefisti diyemem kendi adıma ama beğendiğim bir oyun oldu. İzlediğim için mutluyum. Son cümle olarak yönetmen yardımcılarından biri olan, salona o güzel sesi ve müziğiyle tatlılık katan Sevda Deniz Karali'yi duymak görmek de güzeldi. 



https://biletinial.com/tr-tr/tiyatro/istirap-korosu-boa

Haftanın son oyunu Akasya Aslıtürkmen'in anlatımı, ünlü piyanist, orkestra şefi ve opera bestecisi Bujor Hoinic şefliğinde Pinokyo'yu izledik ailecek. Cemal Reşit Rey'de orkestra eşliğinde bu müzikali izleyebilmiş olmak çok keyifliydi. Finalde sahneye çıkan sürpriz konuk kedi de sadece çocukları değil biz yetişkinleri de güldürdü.


Hasan Hüseyin Korkmazgil'in Haziranda Ölmek Zor ve Ayhan Geçgin'den Dünyalar Arasında kitaplarını okudum. Biri şiir diğeri romandı.

 'Bireyin geçmişin dehlizlerinden bugüne dek yaşadığı bunalımları aksak bir zihinle anlatıyor.' çok yerinde bir tanımlama Dünyalar Arasında için. Uzun Yürüyüş kitabından aşina olduğumuz coğrafyada geçiyor bu roman da. Açıkça orasıdır demiyorsa da biz okurlar anlıyoruz. 

'Burası deyip duruyorum ama burası neresi? ' 

H.Hüseyin'in dizeleri ahenkli, dans ediyor adeta. Bundandır ki pek çoğu şarkı olmuş, türkü olmuş. Zor yaşam koşulları da var şiirlerinde aşk da kavga da. Tıpkı kendi yaşam hikayesi gibi. Bu şiir kitabına ad veren şiiri belki de sömürüyü anlatan, alın terine vurgu yapan en iyi şiir. Aynı şiirde Nazım da geçiyor ( hem de ne geçmek) anısına ithaf edilen O.Kemal de asılanlar da. 

'Bu insanlar niçin böyle yarınsız

bu niçinler niçin böyle yanıtsız? '



Haftanın şarkısı Lenny Kravıtz'den Human.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder