27 Eylül 2011 Salı

BARIŞ HEMEN ŞİMDİ...


İnsan acaba sürekli söyleyerek bir kelimenin anlamını bozabilir mi? Anlamsızlaştırabilir mi?

 Sürekli söylemek bu noktada kilit nokta belki ama ne anlamda söylediğimiz ondan çok daha önemli sanırım. Olumlu anlamda zikretmek belki bu yönde bir etki sağlayabilir, elbette ki buna ilişkin yapılabilecek eylemler varsa ve uygulanıyorsa. Tek başına söylemin bir etkisi olabilir mi ? bilemiyorum. Evrene gönder durumlarının doğruluğundan emin değilim ama umutla bakmak da aynı şeyse, bu olabilir belki, sonucu değiştirmese de bekleme sürecini rahatlatabilir, bazen de tam tersi olabilir “umutluyum, ne işe yarıyor ki, beni oyalıyor, sıkıldım” da diyebiliriz, kim bilir.

Barışı düşünüyorum. Harflerinden, bir araya gelince oluşturduğuna, bizde hissettirdiğine kadar. Acıların üzerine sürülebilecek en iyi merhem o. Çokça söz ettiğimiz ama anlamını yüzyıllar öncesinden unuttuğumuz bir kelime, sadece kuru bir kelime.

İzlediklerimiz, okuduklarımız, gördüklerimiz, hissettiklerimiz büyük bir kabus olmalı ama ne hikmetse bitmeyen uzun bir rüya bu. Artık bunlar yaşanmasa biz “uyansak”, farklılaşsa her şey, ölen gencecik çocuklar görmesek, ardından bıraktığı gözü yaşlı insanlar onların mutluluğuna akıtıyor olsa o yaşları, herkes özgürce yaşasa, dilini, kimliğini saklamak durumunda kalmasa, hiçbir şeye zorlanmasa.
Seni bekliyoruz barış ve sana hadi gel demekten öteye geçmemiz gerektiğini biliyoruz ama yapabildiklerimiz seni getirmeye yetmiyor.

Sen yine de gecikme, gel olur mu?

BU YER NERESİ Kİ?


Bir çocuk annesiyle birlikte gözaltına alınır ve çocuk ( hatta bebek) olduğuna bakılmazsızın annesinin gözü önünde işkence görür. Bunlar yetmiyormuş gibi annesi tutuklanınca ailesiyle irtibata geçilip çocuğun onlara teslim edilmesi sağlanmaz aksine çocuk esirgemeye gönderilir. Çocuk için psikolojik travma kaçınılmaz olur. Yanında sigara yakıldığında ağlamaya başlar, üzerinde söndürülmüş olmasının etkisiyle, kimseyle konuşmaz. Anne için çocuğundan ayrılmış olmak yetmezmiş gibi Türkçe bilmediği için savunması alınmaz. Öte yandan ağır bir hastalığa yakalanır ama dışarı çıkıp ciddi bir tedavi alamaz. Anne- oğul bir müddet sonra kavuşsalar da bu ne yazık ki çok uzun sürmez ve kadının tekrar aynı durumla ilgili tutukluluğuna karar verilir. Avukatları suçlu olmadığı konusunda onu savunmaktalar hala.

Bu anne ve oğlun çektikleri nedir?

Bir barda Kürtçe türkü söylediği için biri öldürülür. Öldüren kişi bir gerekçe olabilirmiş gibi Kürtçe söylüyordu der.  Bu yeterince ağır değilmiş gibi şimdi bu cinayetten yargılanan kişinin ortaya koyduğu gerekçenin cezai indirime etkisi olur mu, bu tartışılıyor. Bu gerçek olabilir mi diye sorarken buluyorum kendime?

Bir kadın, polis tarafından tecavüze uğruyor ve bunun her türlü sıkıntısını üzerinde taşıyor yıllardır.
Ve bir çok kadın öldürülüyor hala, en yakınları tarafından.

Halı sahada maç yapan askerlerin üzerine ateş açılıyor. Bir asker eşiyle birlikte ölüyor. “Çocuklarımın kanlarını helal etmiyorum diyor baba” nasıl edilebilir ki? Şiddet karşılığını hep şiddetle buluyor, bir çıkmaz sokağa giriyoruz her geçen gün biraz daha.

Bunlar sadece bir iki hafta önce yaşadığımız şeyler. Ne çabuk unutmuşuz di mi? Her gün artık öyle olaylar yaşıyoruz ki, rutin hale geliyor bunlar, bir iki gün içinde unutuluyor, yerine yeni acılar geliveriyor. 

Okuyup, duyduklarımızdan ve benzerlerinden o kadar çok var ki yaşadığımız yerde. O zaman bu yer ne kadar güvenli, ne kadar vatan ve hatta bu yer neresi ki?
  
Cehennemi uzakta aramayın, birileri için bu yaşananlar yeteri kadar yakıcı zaten.