16 Şubat 2012 Perşembe
HER ŞEYİN BAŞI İNSAN...
Bir Ayrılık (A Seperation) filmi İran’da geçiyor. Oraya özgü durumlar yok değil ama asıl mesele insan olduğu için her yerde olabilir hissi de veriyor.(en azından benim için böyle) Bizi etkileyen faktörler (dini-ahlaki-vicdani...vb. ) her yerde mevcut. Asıl olan insan ve insanın durumlar karşısındaki davranışları, tutumları. Elbette ki bunda kişinin dünya görüşünün, inançlarının payı büyük. Yaşadığı yeri de göz ardı edemeyiz. Filmde inanan kadının bazen inançlarıyla çeliştiğini, onların sorunları çözmede yetersiz kaldığını görüyoruz. Yalan söylemenin bazı durumlarda kaçınılmaz olduğu ya da en azından bu durumun anlaşılabilir olduğundan söz edebiliriz. Filmde vicdani, ahlaki sorgulama var bana kalırsa ve izlerken bizde bu durumdan nasipleniyoruz. Bir tarafın haklılığı ya da haksızlığı değil sanki bahsedilecek olan. Ne yana baksan haklı gibi. Ya da haksız. İnançlar ve yaşayış farklılıkları var olduğu gibi sınıfsal bir farklılık da söz konusu filmde. İki farklı aile var filmde, ikisinin içinden çıkamadığı durumlar, çözümsüz ve hatta çaresiz kalışları da. Konuyu oyuncuların müthiş performansı da destekleyince (Çocuk oyuncular da dahil) harika bir film çıkıyor ortaya.
3 Şubat 2012 Cuma
ZOR GÜNLER
Zor günler, yaşadığımız şu günler. Gerçi böylesi bir ülkede böylesi bir coğrafyada yaşayınca hangi gün zor değil ki? Acaba bugün neler oldu diye düşünmediğimiz, üzülmediğimiz, öfkelenmediğimiz, gazete, TV açmaya korkmadığımız günlerimiz gelse keşke.
Her gün ya geçmiş günlerde, yıllarda olan kahredici olayları anıyoruz, mahkemelerde davaları takip ediyoruz ya da onlara yenilerini ekliyoruz. Van depremi doğa karşısındaki acizliğimizi hatırlattı bize. Önlem almaktan ne kadar uzak olduğumuzu ve kendisinden çalınanı nasılda geri aldığını. Keder verdi , kış ortasında açıkta kalanları görmek ama onlar yaşadı asıl acıyı tam içinde. Biz şehirli insanların payınaysa daha tarifsiz bir sıkıntı düştü. Zalimleştiğimizi, nefrete boğulduğumuzu gösteren.
Çok sürmeden Uludere’den yükseldi çığlıklar, kalbimizin ortasında yer edindi. Çocuklar, gencecik insanlar sarınıp yatacakken kefenlendi battaniyelere ve uzatıldı gelişigüzel, yan yana bir traktör kasasına. Bu görüntülerin savaştan farklı olmadığını kim söyleyebilir ki? Gerçi onlarda kaçakçılık yapmasındı, ahlaka aykırıydı. Hayatlarını sürdürebilmek için sigara, mazot kaçakçılığı bile kabul edilemez eğer Kürtsen ama bir metropelde yaşıyorsan çakma iPadlerin olabilir, CD'lerin, kitapların korsan olsa ne olur, kim ne der? Kayıtdışı ekonomi kimin umurunda.
Ahmet Şık, Nedim Şener davaları, asker Sevag’ı öldürenlerin tutuksuz yargılanması, Hrant’ı öldürenlerin örgütle bağlantısının bulunmaması, U. Mumcu, A.İpekçi ve nicelerinin faillerinin ortaya çıkarılmaması, öğrencilerin yumurtadan, gazeteden, kitaptan onca yıl hapis cezası almaları saymakla bitmeyecek bir sürü dava ve aldatmacası var.
Bu ülke ağır gelir oldu hepimizin sırtına ama gidecek başka bir yerimiz yok ki. Biz gitsek de o ülke hep bizimle gelecek. Kafavis’in dediği gibi dönüp dolaşıp bu şehre geleceğiz, bu ülkeye.
Kederiyle, sevinciyle buralıyız biz. İyisi mi ( kolay olmadığını her gün biraz daha fazla öğrensek de, ne yapacağımızı bilemesek de) daha yaşanılası, daha özgür bir yer edelim ki gerçek bir ülke, vatan olsun burası.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
.mkv_000593957.jpg)


