5 Ocak 2012 Perşembe

DÜĞÜN



Yönetmenliğini Tilbe Saran’ın yaptığı (aynı zamanda oyuncularından biri) ve 2010 yılında yılın yazarı ödülünü alan Ayşe Bayramoğlu tarafından kaleme alınan bu oyun sekiz kadın oyuncudan oluşuyor. Bir düğün evinin mutfağında gelişiyor her şey. Anne, anneanne ve yıllardır birlikte yaşadıkları hizmetkarlarıyla ve yanı sıra düğün sabahı olması dolayısıyla büyük bir telaşla açılıyor perde. Sonrasında bu görüntüye damadın annesi, kız kardeşi de ekleniyor. Gelinse arkadaşıyla kuaförde ve bir müddet sonra dahil oluyorlar kadroya. Gelin ve damat ailelerinin farklı kültürlerden olduğu çok zaman geçmeden anlaşılıyor. Farklılar, bir taraf İstanbul’lu, eğitimli diğer taraf daha geleneksel ancak iki tarafında erkek dünyasının hakimiyetinde olduğu ortada.  Bu aile tablosuna gelin ve kız arkadaşı da ekleniyor. Bir de başından beri oradan oraya koşuşturup duran, garson bir kız var. Tacize uğramak, aldatılmak, fiziksel şiddet görmek, eşi tarafından terk edildiği ve çocuğu olduğu için sakat biriyle evlenmek zorunda kalmak, erkek kardeşinin popülaritesi altında ezilerek büyümek, eşi tarafından aldatıldığını çocuğuna, annesine söyleyemediği için bunun sıkıntısını yaşamak gibi pek çok sorun yaşasalar da kadınlar bu durumdan ne sıyrılabiliyor ne de ayrı bir yaşam biçimi kurabiliyorlar. Ataerkil dünyada şiddeti yaşayan ve bunu içselleştiren, böylesi dili edinen kadınlar olarak görüyoruz her birini ve belki de hayattaki pek çok kadını.
Bu sekiz kadın birbirinden çok farklı görünse de açığa çıkan sırlarıyla ne kadarda benzeşiyorlarmış diye düşündürüyorlar bizi. Bazen mağdur oluyorlar bazen mağdur eden. Birbirleriyle ama en çok da kendileriyle yüzleşiyorlar. Çatışma karşısındakiyle, geçmişle gibi görünse de en çok kendileriyle. Baskılar farklılık gösteriyor belki ama hepsi basit çözümler aramış dahası bu gördüğü şiddeti, yaşamı farkında olmadan belki de, kendilerine, çevrelerindekilere uygulamışlar. Erkek dünyasının dilini konuşur olmuşlar. Erkeklerin dünyasında kalabilmek, yer edinebilmek için, bir şeylere mecbur hissetmişler kendilerini. Zorluklar kadar onlarla baş edebilme durumlarını, bir aradaki diyaloglarını, kısacası kadınlık hallerini de görüyoruz.
Oyun bu denli hayatın içinden can alıcı sorunlara temas ederken eğlencesinden de bir şey yitirmeden ilerliyor. Keyifle, dolu dolu bir oyun izlemenin zevki de bambaşka oluyor. Her yaş kesiminden kadın oyuncu görmek mümkün sahne de, hepsinin de oldukça iyi olduğunu da belirtmeden geçmemek gerekir. Güler Ökten, Zerrin Sümer, Tilbe Saran ve Şebnem Sönmez ile genç oyuncular Eda Çatalcam, Evren Ercan, Serpil Göral ve Maria Akgüllü rol alıyor. Sahne düzeni, dekorasyonu da bana kalırsa oldukça kullanışlı.
Tiyatro ve kadın, yaşları ne kadar ilerlemiş olsa da, baskılar onları yorsa da olmazsa olmazı hayatın.