17 Ağustos 2011 Çarşamba

DONDURMA TADINDA (YAZIN SANAT ALEMİNDEN KISA KISA)

Bu iki kelime ‘yaz ve sanat’ yan yana gelince, kimseyi bilmem ama benim içim kıpır kıpır oluyor. En çok yolunu gözlediğimiz mevsim yaz olsa gerek. Kışın üzerimizde yarattığı ağırlığı, kasveti kat kat giysilerimizle birlikte atıp sıcak günlere merhaba diyoruz. Arada baharda var elbet ama o bize başka güzelliği, yağmurlu havaların tadını yaşatıyor, güneşli günlerden ziyade.

Sinemalar kış kadar yoğun tempolu geçmez belki, tiyatrolarda tatile girmiştir ama bu demek değildir ki her şey bitti oysa neler vardır, neler. Açıkhava konserleri örneğin daha kıştan hayali kurulur. Hafif bir esintiyle, yazlık giysilerimiz içinde, yanımızda sevdiklerimizle dinlemeyi istediğimiz sanatçının karşısındayızdır. Festivallerin yeri ise bambaşkadır. Hele de şöyle yerlere serildiğimiz, rahat ve keyifli olanları tadından yenmez.
Tiyatrolar kapalı olsa da turneler vardır,  sezon içinde kaçırdıklarımızı bile izleyebilme şansı verebilir bizlere. Bizim için, Özen Yula’nın yazıp yönettiği Sinan Tuzcu, Yetkin Dikinciler, Beste Bereket gibi oyuncuların yer aldığı ‘Şems Unutma’ oyunu bunlardan biriydi. Enka sahnesinde bu müzikli oyunu, farklı bir yorumla izlemek, daha iyi olabileceğini hissettirse de yine de güzeldi. (Bu arada müzikler sahnede oyunculuk da yapan Jehan Barbur’a ait. )



Tatile gidilince karşılaşılan kültür sanat etkinlikleri bizi daha bir farklı mı heyecanlandırır yoksa ben mi öyle hissederim. Side’deki Anadolu Ateşinin Troya'sını Aspendos Arena'da izlemek müthişti diyebilirim tek kelimeyle. 120 kişinin aynı anda sahne aldığı, kostümleri, müzikleri, konusu ve büyüleyici danslarıyla izlemekten memnun olarak ayrıldığımız bir gösteri oldu.



Aynı büyüleyici etkiyi Kuruçeşme’de izleme şansı yakaladığımız Kardeş Türküler de verdi, hem de fazlasıyla. Yağan yağmur keyfimizi kesinlikle kaçıramadı. Bembeyaz giysileri içinde, gülen yüzleriyle bazen coşkuya,bazen hüzne sevkeden müzikleriyle harikaydılar. Arto Tunçboyacıyan’ın sempatik katılımı da bir o kadar güzeldi.

Bir gün sonra katıldığımız Efes Pilsen One Love festivali ise tam bir müzik ziyafeti yaşattı. Büyük Ev Ablukada, Happy Mondays, Nneka, Manıc Street Preachers. İzlediklerimiz ve keyif aldıklarımızdandı, renkli görüntülerin ve dostların da etkisi büyüktü bu keyifte.



Her Temmuz ayında merakla beklenen İstanbul Caz Festivali programının bu yıl hiç kuşkusuz en dikkat çeken konseriydi "Tribute to Miles". En büyük caz efsanelerinden biri olan Miles Davis için, cazın yaşayan en önemli isimlerinden üçü Herbie Hancock, Marcus Miller ve Wayne Shorter İstanbul'daydı. Hem de dünya prömiyerini yaptılar bu konserler serisinin. Miller'in cazdaki ustalığı, Shorter'in ve Hancock'un müziklerini icra ederkenki sevimli, sıcak, samimi halleri konserin unutulmazlarındandı. ben özellikle "Jean Pierre" yorumunu çok beğendim.



Sinemalar yazın çok geniş bir yelpaze sunmasa da ilgimizi çeken de muhakkak olur. Şirinler benim için öyleydi. Çocukluğa dönmek gibi. Tanıdıktı ama farklıydı da. Amerika’ya gitmeseler, kapitalizmle hiç tanışmasalar, daha ‘eskisi’gibi olsalar iyiydi ama olsun varsındı.




Kıştan farklı etkinlikler değil belki ama yaz tadında olunca daha bir güzel değil mi? Deniz, dondurma kışın da var ama yaz kadar anlamlı mı?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder