10 Ekim 2023 Salı

 İki Tiyatro'nun Canavar adlı oyununu izledim geçtiğimiz hafta. Zorlu PSM %100 Stüdyo'da. İmza günü için küçük bir Anadolu kasabasına gelen ünlü yazar Kemal aynı yerde yaşayan kuzenleri Derya ve Aslı'yı ziyaret eder. Birlikte yaşayan iki kız kardeş bu ani ziyaretten tedirgin olurlar ama artık yapacak bir şey yoktur. Aile, akraba ilişkilerinin 'tadından yenmez' örnekleriyle kah gülerek kah kızgınlık duygusu yaşayarak izledim. Birlikte aile yemekleri olan kapamayı denerler. Onun beraberinde ortaya saçılır pek çok şey. Kemal'in geliş nedeni de belli olur bir müddet sonra.

 Oyun için mağdurlar adına travma tetikleyici uyarısının yapılmış olması çok yerinde. Duygusu ve konusu ağır olan böylesi bir metin öylesine güzel dengelenmiş ki. Gözyaşlarınızı siler, burnunuzu çekerken bir anda kahkaha atarken bulabilmeniz kendinizi çok mümkün.

Oyunun hem yazarı hem yönetmeni Tunç Şahin'in başarısı bu. Yalın, adeta gerçek kuzenlermişcesine sergiledikleri performanslarla Gülçin Kültür Şahin, Tülin Özen ve Emre Hakan Ünal harikalar yarattılar. Hakan Emre için iki kadın arasında biraz geride kalmış yorumunu okudum. Buna katılmıyorum. Ne Olacak Bu Yusuf Umut'un Hali oyununda nasıl bir oyuncu olduğunu gördüm. Buradaki karakter Kemal daha sakindi bana kalırsa. Yusuf Umut delifişek bir kanka tabi. Tüm oyun mutfakta geçince oldukça fonksiyonel bir mutfak dekoru hazırlanmış. Güzel olmuş. Afişe bayıldım. Tek olumsuz gördüğüm şey izlediğim salonda hepimizin aynı hizada izliyor oluşumuzdu. Basamaklı olunca arkalardan bile rahatça izlenebilirken bu şekilde olduğunda önlerde dahi olsanız görüşte aksaklıklar oluyor.

Üzerine düşünüp, empati kurarak, kutsal görülen kimi kavramları sorgulayarak, şaşarak, kızarak, gülerek ve hayran olarak ayrılmak kaçınılmazdı.



Geçen hafta da Filmekimi ile biraz zaman harcadım desem yeridir. Gelen pek çok filmi inceledim, Melikşah Altuntaş'tan filmlere ilişkin hazırladığı kapsamlı bir video izledim ama asıl iş Lale Kartlılardan arta kalan biletlerden bulabilmekti. Yine sitede çökme oldu. Neyse ki bir filme de olsa ( en çok istediklerimden ve festivalin en iyilerinden birine) bilet bulabildim.



Mühür, Kiraz Ağacı kitaplarıyla tanıyıp sevdiğim gazeteci kimliğiyle de bilinen Gökçer Tahincioğlu'nun son kitabı Sabahattin Ali'yi Ben Öldürdüm kitabını bitirdim. İletişim Yayınları'ndan çıkan gerçek ve kurmacanın iç içe geçtiği bir yolculuk romanı. S.Ali'nin öldürülüşündeki sır perdesi kadar kendini arama, eksikleri tamamlama çabası. İçine çeken hikayeyi, sade anlatımı, yer yer şiirselliği çok sevdim ama en çok S.Ali'nin kitaplarındaki karakterlerden bazılarının bu kitapta da karşımıza çıkmasından hoşlandım. Kitap bitiminde yaptığım ufak araştırmada edindiğim korkunç gerçekle de sarsıldım.

'Ama dünya insanın yüzüne de çarpar. Küçük dalgaların içinde salınıp dururken, bütün gücünü biriktirmiş bir dalgayla kıyıda, darmadağın bulursun kendini. Unuttuğun ne varsa dikilir karşına. Mutlaka cehenneme düşeceğin bir sırat köprüsüdür hafıza. Öyle olmuştu. Kendi cehennemine düşmüş, dahası yanmayı kabullenmişti.'



Bade Nosa son zamanların en iyilerinden benim için. Kasımda albümü de çıkıyor. Zemheri Bitti adıyla. Geçtiğimiz hafta da albümün üçüncü şarkısı İkinci Perde'yi dinledik. 

'Dipsiz bir dünyanın harbinden sağ çıkabilmenin şerefine' 






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder