10 Ocak 2014 Cuma

BUNLAR DA VAR..


Sinemalarda genellikle çok izlenilenleri görmeye alışık olduğumuz için ‘sanat filmi’ diye ifade edilenleri- ki bu ifadenin çok da hoşa gitmeyen yanları var- görebilmek pek de mümkün olmuyor. Daha önceki bir yazımda değindiğim gibi neyse ki alternatif yerler var da bizde alternatif filmleri izleme şansı yakalıyoruz. Kısaca sanat filmleri tabirininin hoşuma gitmemesine değinmek isterim. Öncelikle bir çok kişi için bu ifade sıkıcılığı vurgulamak adına kullanılıyor çünkü onların algısında filmin durağan oluşu, olayların hızla akmayışı, istenilen konulara değinmeyişi aksi gibi çok farklılarına yer verişi bunlara etken. Yönetmenin, oyuncuların çok da bildik popüler isimlerden olmayışı veyahut. Sanat ve sanat dışı diye tabir edebileceğimiz filmler olduğunu düşünmüyorum sanırım sinemada da böyle bir ifade yok.
Benim bugün asıl değinmek istediğim çok da günyüzünde olmadıkları için gösterime sessizce giren ve yine sessizce kalkan birkaç film.


YOZGAT BLUES
Sessiz sedasız gösterime giren ve kalkan diye tanımladım ben bu bahsedeceğim filmleri ama bu film kesinlikle ilgi gören, pek çok kişi tarafından beklenen, izlenen bir filmdi.Demek istediğim daha geniş kitleler nezdinde ilgi görmeyişi.
Mahmut Fazıl Coşkun’un Uzak İhtimal filminden sonraki ikinci filmi. Oyuncu kadrosu (E.Kesal,A.Damgacı, T.Biçer,N.Sarıbacak) ve oyunculukları için bile izlenebilir bana kalırsa. Bir taşra filmi ama mizah ve hüzün o kadar iyi yedirilmiş ki bazen insan üzülmeli mi gülmeli mi kestiremiyor. İsmi de bu anlatılmak isteneni çok iyi yansıtıyor. Ciddi bir gözlem ürünü aynı zamanda. İzlemiş olmaktan çok memnunum.


SAROYAN ÜLKESİ
Yazar Saroyan Bitlis’li bir Ermenidir aslında. O doğmadan önce ailesi Amerika’ya göç etmiştir. 1960’lı yıllarda Anadolu yolculuğuna çıkar ve tabii ki memleketi Bitlis’e gelir. Film belgesel formatında. Bu seyahat boyunca anıları, geçmişi,yazarlığı, öfkesi, anlamaya çalışma hali ve hepsinden öte insan sevgisine tanıklık ederiz. Anadolu’nun eşsiz güzelliği ve yanı sıra harika kareler (benim için unutulmaz olan iki kare, biri bisiklete binen gençliği tam tersi istikamette bisiklete binen şimdiki hali ve o güzel arabayla birlikte siluetinin bir su birikintisine düşüşü) insanın başını döndürüyor. Metinler bir o kadar nefis. Afişi de anlatılan hikayeye çok uygun. Herşeyiyle çok beğendiğim ve unutamayacağım bir film oldu benim için.


DİRENİŞ GÜNLERİNDE AŞK

1968 Mayıs’ı Paris ve sonrasında İtalya, İngiltere. Dönemin özgürlükçü ve aktivist gençliği hayallerini gerçekleştirmek yolunda ilerler. Devrim heyecanına aşk ve sanatta eşlik eder ama hiç biri birbirinden kolay değildir. Dönemi  çok iyi yansıtmışlar filmde gerek kostümler, mekanlar, oyunculuklarla. Gezi sonrası farklı gözle izlenileceğinden de eminim. Müzikler de filmin önemlileri arasında. Bir an kendinizi tarihin o kesitinde hissedebilirsiniz. Büyülü bir atmosfer içinde yani.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder