Bir 3.sayfa haberi olarak okuruz genelde onların hikayesini. Diğer haberler gibi dramatik anlatılmaz halbuki.Bıçaklanırlar, kurşunlanırlar, sokak ortasına atılırlar.Bu saldırıları, her geçen gün artan cinayetleri, yok saymaları, aşağılamaları kınayan açıklamalar yapılır LGBT örgütleri ve oluşumları tarafından.Yapılır da ne olur, yer alır mı derseniz basında, size evet diyemem.
İşte böyle bir yerden beslenir “Kimsenin Ölmediği Bir Günün Ertesiydi” oyunu, Sumru Yavrucuk’un o şahane yorumuyla.Bir transeksüeldir, adı başka sanı başka olsa da en yalını annesinin Umut’udur o.Umut’un dünyasına yolculuk başlar bizim için.Geçmişe gider, yüzleşiriz.Anne-babasıyla tanışır, aşık oluşuna tanık olur, yaşadığı tacizlere, tecavüzlere,zorluklara bakarız .Şimdiye gelir mahallesiyle, arkadaşlarıyla, müşterileriyle olanı biteni eğlenceli bir o kadar da dramatik seyrederiz işte.
Sumru Yavrucuk rolünün hakkını verebilmek için kaşlarına botoks yaptırmış, takma diş takmış, sporunu eksik etmemiş,konuşma ve beden dilini oturtabilmek için çok emek sarfetmiş ama bunların hepsine de değmiş.Seyirciyle içli dışlı bir oyun izlemek ya da bu oyuna dahil olmak, yer yer gülmek-hiç de karikatürize etmeden- ve en çok da iç acıtan, düşündüren ve gerçeğe bu kadar denk düşen haliyle beğenilemeyecek bir oyun değil.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder